hz musa elinde asa ilahisi sözleri

İsaAleyhisselam, bir gün yolda yürürken bir gencin, ak sakallı, ihtiyar bir adamı tekmeleyerek sürüklediğini gördü. Hazreti İsa Aleyhisselam, ihtiyarın bu durumuna çok acır. Hemen koşarak onu kurtarmak ister. Fakat ihtiyar kendisine engel olur ve şöyle der: - Lütfen dokunmayın, ne olur dokunmayın, beni tekmelesin. Binlerceilahiler sözleri bulacağınız Türkiye nin en kapsamlı ilahi sözleri sitesi ve bir çok sanatçının okuyabileceğiniz dev arşiv. Aşk Elinde – İlahi Sözleri İnsanların en hayırlısı insanlara faydalı olandır. MusaTiîı'de kaldı. Bunun üzerine Hz. Musa şöyle dedi: Rabbim, biz hangi günalı sebe­biyle Tih'de kaldık? Yüce Allah, Bel'âm'ın bedduası sebebiyle deyince, Hz. Musa şöyle dedi: Rabbim, onun bana bedduasını kabul buyurduğun gibi be­nim de ona bedduamı kabul buyur. Sonra da Hz. Musa yüce Allah'ın ismi azam bilgisini ondan Bu durumda Hz. Musa’nın elindeki Asa’nın da ne kadar hayati bir önemi haiz olduğunu da asla gözden ırak tutmamak lazım. Yaşadığımız bu modern çağda, puta tapıcılığı, yalanları ve içi boş faydasız iddiaları boşa çıkaracak bir Musa cesareti ve günümüz sihirbazlarının değneklerini yutabilecek bir “asa Kraliçeler elinde bastona benzeyen tılsımlı bir asa taşırlar. Aynı Asa'yı Firavunlar'da taşırdı ve üzerinde tılsımlar bulunurdu. (Okültik büyüler) * Hz.Musa'nın Asa taşıdığını ise buradan kendi tarihlerine monte etmişlerdir. Hz.Musa ise bir ağaç kurusundan oluşturulmuş sade bir Asa taşırdı. Site De Rencontre En France 100 Gratuit. Hasan Dursun Aşk Meydanında ilahi sözleri Allah’ım Allah severim billâh Ma’budum Allah aşk meydanında **** belinde kemer, Hû deyip döner Aşk meydanında. Allah’ım Allah severim billâh Ma’budum Allah aşk meydanında **** Hz. Bekir dilinde zikir, Hu deyip döner Aşk meydanında. Allah’ım Allah severim billâh Ma’budum Allah aşk meydanında **** dilinde Kur’an Hu deyip döner Aşk meydanında. Allah’ım Allah severim billâh Ma’budum Allah aşk meydanında **** şüphesiz veli, Hu deyip döner Aşk meydanında. Allah’ım Allah severim billâh Ma’budum Allah aşk meydanında **** Hz. Musa elinde asa Hu deyip döner Aşk meydanında Allah’ım Allah severim billâh Ma’budum Allah aşk meydanında Asalar fantastik edebiyatın ve sihir dolu filmlerin vazgeçilmez sektörünün esin kaynağı olduğu çok eski betimlemelerde, mistikkişiliklerin çoğunda bir asa vardır. Asasıyla denizleri ikiye ayıran Hz. Musa,Elinde asasıyla beyazlar içinde insanlara yardım eden Hızır, ilginç asalarıylabüyücüler, kurukafalarla bezenmiş asalarıyla voodoo rahipleri, tüylerle doluasalarıyla Kızılderili şamanlar, ormanın derinliklerinde asasıyla gezen yaşlıbilge Merlin, Antik Mısır’ın firavunları ve tanrı-tanrıçaları… Hepsinde bir asavardır ve bellidir ki bu asalar bir sır barındırır. Eski geleneklerin temel inançlarında doğa ve evren dört elementinkombinasyonları ile oluştuğu bilgisini görürüz. Ateş, hava, su ve toprak. İştebu dört element doğanın özünü oluşturur ve doğanın unsurlarına ötesinde ayrıca bu dört element nesnelerle ve insanlarla temsil bir elementin bir yönü ve temsil edildiği bir araç vardır. Kısacası bu dörtelementin tesirlerini eski geleneklere göre her yerde görebilirsiniz. O yüzdendolayıdır ki eskiler bu dört elementin “bilinçlerine” saygı duyarlar ve onlarıyardım için çağırırlardı. Bu çağırımlar daha çok kozmik sınırları çizmekiçindir. Element invokasyonu element çağırımı alemleri ayırmada, kişiyikorumada ve kutsamada kullanılırdı. Elementler çağırılarak kişi kendini maddi dünyadanayırır, dört yönün güçlerini çağırır Her element bir yöne tekabül eder, buelementlerin oluşturduğu çemberle korunur, element enerjilerini nesnelereyükleyip, elementlerin o nesneleri kutsaması istenirdi. Kısacası yaratımın veritüelistik çalışmaların temelini oluştururdu. Hiçbir ritüel elementlere saygıve onların çağırımı olmaksızın başlamazdı. Keltlerde ise her bir element ayrı bir diyar olarak benimsenirdi. Rüzgarkrallığı, Alev krallığı, Deniz krallığı ve taş krallığı. Her birini yöneten birtanrısal varlık olduğu ve her birinin manevi alemlere açılan kapılarolduklarına inanılırdı. Haliyle her bir krallıkta yaşayan varlıklardabulunurdu. Gnomlar denizkızları, semenderler, ejderhalar, ateş ördekler,elfler, periler vb. Bu ara varlıklara da genellikle elemental doğa ruhlarıdevalar denmektedir. Elementler ve Temsil Ettikleri Yukarıda da bahsettiğimiz gibi, her elementin doğanın düzeninde vekişiliğimizde temsil ettiği özellikler vardır. Hepsi bir yöne, bir rengetekabül eder ve hepsinin negatif ile pozitif unsurları vardır. [b]Toprak[/b] Toprak elementinin yönü kuzeydir. Rengi koyu yeşildir. Bazı geleneklerdekahverengidir Tabiatı soğuk ve kurudur. Pozitif unsurları ve sembolleri gece yarısı, kış, şarap kadehi, davul,törensel tuz, kristaller, mağaralar, dağlar, saygı duyma, dayanıklılık,sahiplenme, bereket, verim, sabitlik, sorumluluk, kararlılık, başarı ve yaşamdakararlı niyetlerdir. Negatif unsuru ve sembolleri problemin çözümünde katı görüşler,isteksizlik, inatçılık, vicdan eksikliği, tereddüt, depremler, toprakkaymaları, yıkıcılık, yaşlılık, gazap, yok etme. [b]Ateş[/b] Ateş elementinin yönü güneydir. Ateş elementinin rengi saf kırmızıdır vetabiatı ılık ve kuru olarak düşünülür. pozitif unsur ve sembolleri öğlen, yaz, hançer kılıç arındırma, güneş,kan, şevk, değiştirici, tutku, cesaret, güç, liderlik, aydınlanma, kundaliniateş. Negatif unsurları ve sembolleri; nefret, kıskançlık, korku, öfke, ego,çatışma, şehvet yanardağ, yakıcı ateş. [b]Su[/b] Su elementinin yönü batıdır. Su elementinin rengi saf mavidir ve tabiatısoğuk ve nemlidir. pozitif unsur ve sembolleri günbatımı, sonbahar, su kadehi, kase, merhamet,arp, huzurluluk, bağışlama, sevgi, sezgi, durgunluk, berraklık, aklın barışı,akışa uyma, sanat. Negatif unsurları ve sembolleri seller, sağanaklar, girdaplar, tembellik,ilgisizlik, kararsızlık, duygusal kontrol eksikliği, emniyetsizlik, aniçıkışlar [b]Hava[/b] Hava elementinin yönü doğudur. Hava elementinin rengi saf açık ılık ve nemlidir. pozitif unsurları ve sembolleri gündoğumu, bahar, tütsü, kuş tüyü, değnek,gong veya zil, bulutlar, esintiler, nefes, iyimserlik, sevinç, zeka, zihinselçabukluk, yenileme, değişime açıklık. Negatif unsurları ve sembolleri hafif davranışlar, dedikodu, değişkenlik,dikkatsizlik, böbürlenme, unutkanlık, fırtınalar, kasırgalar, yok edicilik,yıkıcılık, maymun iştahlılık. Bu dört evrensel gücü çağırmak için öncelikle elementlerin iyi özümsenmesişarttı. Her bir element üzerine günlerce meditasyon yapılıp onların doğalarıkeşfedilirdi. Nerede yansımaları olduğu en önemlisi içimizdeki hangi duygularlabütünleştikleri tespit edilirdi. Bu özümsemeden sonra çağırım için herelementin yönüne dönmek şarttı. Toprağı çağırmak için kuzeye, suyu çağırmakiçin batıya, havayı çağırmak için doğuya ve ateşi çağırmak için güneye dönülür,her birinin kutsal sembolü çizilir ve ritüelistik araç vasıtasıyla çağırımyapılırdı. Ateş için bıçak, hançer, orak, athame veya kılıç kullanılırdı. Çünkü bunlarateşte dövülmüş nesnelerdir ve ateşin enerjisiyle yaratıldıkları için oenerjiyi barındırırlar. Su için metal bir kadeh veya deniz kadehi denen biraraç kullanılırdı. Kadeh, dişiliğin, akışkanlığa biçim vermenin aynı zamanda suyunda temel sembolüdür. Kadehi deniz kabuklarındanyapmak suretiyle deniz kadehi elde edilir. Toprak için tuz veya taşlarkullanılırdı. Havanın ise en temel sembolü asalar idi. Ve çağırımda asalar önemli birnoktayı temsil ederdi. İşte bu noktada asa, eskilerin en önemli ritüelistikaraçlarından biridir. Havanın unsurlarını yani; nefes, tesir, değiştirme,dönüştürme, çabukluk unsurlarını taşır. Bu yüzdendir ki asalar bir şeylerindönüştürmenin sihrin sembolüydüler. Bu yüzden hemen hemen her gelenekte yeralmaktadır. Eski doğa tabanlı geleneklerde havayla betimlenen ve dönüşümünaracı olan asanın bir diğer önemli sembolü; ağaçtır. Asanın Ezoterik Anlamı Asalar, bahsettiğimiz gibi dönüşümün en önemli aracı olmuşlardır. Bazı özelasalar dışında birçoğu ağaçlardan yapılır. Ağaçlar, gökyüzü ile yeryüzünübirleştirmektedirler. Dallarıyla gökyüzüne doğru uzanırken, kökleriyle yerinaltına büyüyerek iki dünyayı, iki alemi, iki evreni kısacası yukarıyı veaşağıyı birleştirmektedir. Bu yüzden; Yukarıdakini aşağıya, aşağıdakiniyukarıya taşımakla görevli olan aracı insanların temel sembolü ağaçlar veağaçlardan elde edilen asalardır. Eski şamanlar, yukarıdan aldıkları enerjileri halka dağıtmakla ilahi alemle bu alem arasında aracı konumundaydılar. İşte bu yüzdenasalar kullanmakta ve bu sembolizmayı yaşamaktadırlar. Aynı şekilde Hızır’daasa taşımakta ve ilahi olandan gelip, maddi alemlere yardım etmektedir. Buyüzden dolayı asa taşıyan insanlar her daim manevi dünyalarla bağı olan “aracı”konumundaki insanlar olarak resmedilmişlerdir. Eski resimlere bakıldığında münzevilerher daim bu aracı olmanın tasviri olan asayla betimlenmişlerdir. Yaşlılık,bilgelik ve asa üçlemesi parçalanmaz bir bütünlük içermektedir. Haliyle asa,ağaç sembolünden de yola çıktığımız gibi, bilgeliğe arayışta destek alınan bir“güçtür”. Üst alemleri ve alt alemleri birleştiren ağacın parçası olan asa, buikisi arasında yol göstericidir ve bu yüzden ermiş figürüyle birleşmiştir. Bu ezoterik bütünleşmenin en önemli temsili tarot kartlarındaki hermitkartıdır. Hermit, pelerinli yaşlı bir adamdır. Bir tepenin üzerinde durmuş sağelinde bir fener, sol elinde ise bir asa taşımaktadır. Fener, bilgeliğin yolunugöstermek anlamına gelir ve hermit kartı bilgeliği arayış, münzevilik anlamınagelmektedir. Meditatif konumları, orucu, kendini ilahi olana adamayı ve buadanmışlık içerisinde evrenin gizli kanunlarının keşfini anlatır. Bunun dışındatarot kartında bulunan asalar kartı ise girişkenliği, ilerlemeyi, ustalaşmayıve sezgisel olarak herhangi bir yöne yönlendirilebilen güçlü enerjileri, iradegücünü anlatır. Hermit kartını incelediğimizde ise pelerin kendini adamışlığıve içsel olarak kapanmışlığı, Hermit’in gözlerinin yere bakması mütevaziolmayı, nefsin terbiyesini, bilgeliğin sessizliğini, sol elinde tuttuğu asa,ilahi olanı keşfetmeyi, enerjileri yönlendirebilecek irade güce sahip olmanın,ustalaşmanın, olgunlaşmanın ve bütünleşmenin, fener ise bu elde edilenbilgelikle yolların aydınlatılmasının sembolüdür. Öyleyse ruhsal tekamülünsembol olan Hermit resminde bulunan asa, ruhsal yükselişin en önemlikademelerinden birine işaret etmektedir. Musa’nın Asası ve Mısır’ın Kutsal Asaları Asaların, ağaçların sembolü olduğu ve bilgelikte dönüştürücü, değiştirici veiradenin gücüyle yaratımın maji sembolü olduğundan bahsettik. Peki, asalarsadece ezoterik semboller midir yoksa fantastik edebiyatın vazgeçilmez öğesiolmanın dışında ruhsal bir anlam taşır mı? Bu noktada Hz. Musa’nın asasıyla Mısır uygarlığa bize çok büyük bir gücü işaretetmektedir. Kuran’da Hz. Musa ve asasına karşı ilginç göndermeler mevcuttur. Yine Hatırlayın; Musa kavmi için su aramıştı o zaman biz ona”Asanı taşavur” demiştik de ondan on iki pınar fışkırmıştı böylece herkes içeceği yeribilmişti. Allah’ın verdiği rızıktan yiyin için ve yeryüzünde bozgunculukfesad yaparak karışıklık çıkarmayın Bakara 2/60. “Asanla taşa vur” diye vahyettik. Ondan on iki pınar sızıp-fışkırdı; böyleceher bir insan- topluluğu su içeceği yeri öğrenmiş oldu A’raf 7/160. Bu iki ayette de görüldüğü gibi Hz. Musa’ya gelen emirle asasını taşavurması istenmektedir. Aslında burada akla gelen soru emredilen şeyin “asanınkullanılması” olup olmadığıdır. Bu iki ayette de asaya vurgu yapılması, asadakiözel bir güce işaret etmektedir. Pek tabi ki su Allah’ın izni ve isteğiyleortaya çıkmaktadır lakin buna vesilen olan şey acaba majik güçleri olan bir asamıdır? Zira Mısır kültünde her firavunun ve tanrı-tanrıçanın asası olduğubilinmektedir. Hz. Musa ise Mısır bilgeliğine inisiye olmuş bir asa, basit bir asanın ötesinde kozmik bir güce sahip olabilir. Bunuyine şu ayetten yola çıkarak daha rahat anlayabiliriz “Sağ elindeki nedir ey Musa?” Dedi ki “O benim asamdır; ona dayanmaktaonunla davarlarım için ağaçlardan yaprak düşürmekteyim onda benim için dahabaşka yararlarda var.” Dedi ki “Onu at ey Musa.” Böylece onu attı; bir de negörsün o hemen hızla koşan kocaman bir yılan oluvermiş. Dedi ki Onu al vekorkma biz onu ilk durumuna çevireceğiz. Elini koltuğuna sok bir hastalıkolmadan başka bir mucize ayet olarak bembeyaz bir durumda çıksın. Öyle kisana büyük mucizelerimizden birini göstermiş olalım. Taha 20/17-23 Bu ayette asa ile ilgili Hz. Musa, ona dayandığını destek aldığını veağaçlardan yapraklar düşürdüğünü söylemektedir. Buradaki dayanma kısmı, kozmikolarak enerjisel destek olabileceği gibi insani bir işlevde olabilir. İkianlamında aklımıza gelme sebebi Kuran’daki her ayetin içerisinde sırlarbarındırmasıdır ve ayetin ilerleyen kısmında “onda benim için başka yaralardavar.” Denmesidir. Burada gizli bir işlevden bahsedildiği aşikardır. Kaldı kiayetin ilerisinde, bir mucize gerçekleşmektedir. Ayrıca Hz. Musa’nın deniziikiye ayırmak için yine asasını yere vurması da asaya yapılan bir vurguyuiçerir Firavun ve adamları gün doğarken İsrailoğlullarının peşine düştüler. Nihayetiki taraf birbirinin görüş alanına girdiklerinde Musa’nın kavmi, “İşte şimdiyakalandık” dediler. Musa; “Hayır, korkmayın, Rabbim benimle beraberdir ve banamutlaka bir kurtuluş yolu gösterecektir.” Dedi. Bu sırada biz Musa’ya “Asanıdenize vur” diye vahyettik. Vurur vurmaz deniz ikiye yarıldı, her iki yanısanki büyük bir dağ gibiydi. Şuara suresi 26/60-63 Dikkatinizi çekmek istediğim nokta; tekrardan asasını vurması kendiliğinden ikiye yarılmıyor, birden su fışkırmıyor. İlahi boyutlardanizin geliyor ve Hz. Musa asayı yere vurduğu anda muhteşem enerjisel değişimleroluyor; sular çıkıyor, deniz ikiye yarılıyor. Bu noktada asanın yere vurulmasısanki enerjiyi salma veya yönlendirme anlamını taşımaktadır. Çünkü bazı majikalçalışmalarda kapıları açmak veya kapamak için veya enerjiyi o noktaya odaklamakiçin asanın sertçe yere vurulması gerekmektedir. Bu eski çalışmalar ve buayetlerin ışığının paralel olması asanın ruhsal etkisinin olabileceği anlamınıtaşımaktadır. Bu noktada ilgi çekici bir diğer kısım ise, bunu sadece yapması değil, rahiplerinde yapabilmesi. Rahiplerde asalarını yılanaçevirebildiklerine göre, asaların bu noktada kritik bir işlevi olduğunudüşünebiliriz. Ama Hz. Musa ilahi destek aldığı ve enerjisel olarak rahiplerdençok daha güçlü olduğu için, Musa’nın asası rahiplerinkini yemektedir. Asalar Hz. Musa’da da gördüğümüz gibi Mısır’da da çok önemli bir her firavunun kendine has bir asası olması ve bütün Mısır tanrı vetanrıçalarının asalarla gösterilmesi asalara verilen değeri araştırmacıları firavunların ellerinde ki asaların bereketin ve yetkininsembolü olduğunu düşünmektedir. Pek tabi ki bu doğru olabilir ama asalar yapısıitibariyle farklıdır. Bu konuda bazı araştırmacılar daha ilginç teorilerüretmektedir. Olağanüstü Enerjiler’in yazarı Serge K. King kitabında Mısır’daki asalarlailgili şu ilginç tespiti yapıyor Kralların, kraliçelerin, prenslerin ve idarecilerin temsili heykellerindeellerinde tuttukları görülen on, on iki cm uzunluğunda merak uyandırıcıçubuklar vardır. İdareciler genellikle yalnızca bir çubuk tutarken diğerlerihemen hemen her seferinde her elde bir tane olmak üzere iki çubuk tutar biçimdetasvir edilmişlerdir. Egyptologların elinde bunların ne olduğuna dair hiçbiripucu bulunmamaktadır. Çubuklar iktidar sembolü olamayacak kadar küçüktür,çünkü birkaç metre uzaklıktan bile zor fark edilmektedir ve işaretlemeler,boyut ve şekilleri kraliyet mühürlerine uygun değildir. Olası bir açıklama içinbir kere daha ezoterik geleneğe geri dönebiliriz. Yıllar içerisinde çeşitlimedyomların aldığı bilgilerde çubukların amacının, bedenin enerji alanınınkuvvetini bu enerjinin iradi olarak psişik ve fiziksel hedeflereyönlendirilebileceği bir noktaya kadar artırmak olduğu belirtilmiştir. İddiayagöre küçük çubuklar aralarında bir akım oluşturmak amacıyla farklı materyallerdenüretilmişti. Kombinasyonlardan birinin karbon ve manyetik demir, bir diğerininise bakır veya bronz ve kalay olduğu anlatılıyordu. Bazılarının ise tüpşeklinde düzenlendiği bildiriliyordu. *** Şimdi, Mısır yontu ve resimlerinin belli bir görevi olması gerekenesrarengiz çubuklar tutan kişileri sergilediğini biliyoruz. Psişik kaynaklarmateryalleri ve amaçlarını tanımlamaktadır ve bu materyaller elde tutulduğuzaman objektif bir etkinin meydana geldiği de bulgulanmıştır. Bu gerçeklerMısırlıların bizim bilmediğimiz bir enerji formunu kullandıklarını kanıtlamaz,ancak bunlar dikkate alınmaya değecek ipuçlarıdır. Ancak çubukların bedenin enerji alanının gücünü arttırıcı bir etkileriolduğunu kabul edersek, bu çubuklar eğer kayaları havaya kaldırmak içindekullanıldıysa nasıl olup da böyle bir güce dönüştürülmüştür? Elimizde yanıtolabilecek türden bir “salon eğlencesi” vardır. Eğer bir kişi yere uzanırsa vealtı kişide onun çevresine dizilip parmak uçlarıyla onu havaya kaldırmayaçalışırlarsa, bunu başarmak oldukça zordur. Fakat eğer bu altı kişi sık vederin bir nefes alarak buna bir süre devam ederlerse, yerdeki kişiyi çok dahabüyük bir kolaylıkla kaldırabileceklerdir. Bizim teorimiz, sık nefes sayesindebu altı kişinin sistemlerinde ekstra vril aldıkları ve onu parmaklarınıniçinden çıkan konsantre bir ışınla harcadıklarıdır. Vrilin kuvvetlerindenbirsinin levitasyon olduğu söylendiğine göre, derin nefesten sonra yerdekikişinin yükseltilmesinin kolaylaşması böyle açıklanabilir. Eğer Mısırlılarçubuk veya tüpler aracılığıyla yeterli çoklukta vril yüklemesiyapabilmekteydilerse, bunu bir başka çubuk veya tüp içinde bir ışın şeklindedeşarj edebiliyor ve böylece bir kayayı yerinden kaldırabiliyor ki şarj bitene kadar. Bu bir rahibin veya görevli kişinin kayanın yenidenkaldırılabilmesini temin edecek yeni bir yükleme gerçekleştirene kadar birertelemeye yol açıyor olmalıydı. Ve kaya bu şekilde inşaat yöresine doğruhoplatılıyordu. Fakat tabii bu yalnızca bir teoridir. Birçok Mısır resminde resimdeki kişilerin tuttukları görülen, egyptologlarınaçıklamakta zorluk çektikleri gizemli değnekler vardır. Değneğin belirsizce birhayvan başına benzeyen tuhaf bir başı, düz bir gövdesi ve bir at nalı gibi ikiuca ayrılan bir alt kısmı vardır. Kahire’de bir muhafazanın içinde gördüğüm birörnek tahtadan yapılmıştı ve alt kısmı gümüş yapraklarla kaplanmıştı. Gümüşünelektriği geçiren en iyi doğal iletken ve tahtanın en iyi doğal yalıtkanlardanbiri olması, bir rastlantıda olabilir veya olmayabilir. Bu kombinasyon pekalaelektrik enerjisini veya belki de vrili depolamak için tasarlanmış bir alet,bir kapasitör yerine geçebilir.” Serge K. King’in bahsettiği teori doğru olabilir. Asalar belki de taşlarıuçurmak için kullanılan ve evrensel enerjiyi bünyesinde saklayıp yansıtabilenözel teknololojik aletler olabilir. Veya belki tamamen majikal yöntemlerleçalışıyor da olabilirler. Albert Einstein’ın “Bizim bilemediğimiz bazı sırları eskilerinsahip olduklarını kabul etmek zorundayız. 600 tonluk bazı taş blıkların üstyüzeylerinin dışa doğru kubbeleşmiş olması olması dikkat çekiyor. Bu ancakmuazzam bir çekim veya emme kuvveti ile meydana çıkabilecek bir fenomendir.”Sözü de Mısır’da kullanılan asalarla ilgili teoriyi doğrular niteliktedir. [b]Ruhsal Olarak Asa[/b] Aslında bu ezoterik yansımaların ve muhteşem levitatif çalışmalar dışında,asalar aktif olarak kullanılan bir ritüel aracıdır. Yani teorik anlamlarındışında, bu anlamları gerçekleştirecek pratik bir araçtır. Her kültürdekiasanın yapılışı ve kullanışı farklıdır ve biraz sırlıdır. Yukarıda Mısırasalarından ve Hz. Musa’nın asasından bahsettik. Bu asalar belli ki farklıteknolojileri veya çok daha derin sırları içermektedir. Kimisine göre bu Mısırasaları Atlantis’ten gelen teknolojik araçlardır ve artık yoklardır. Ama benburada bu bahsettiğimiz biraz daha sıra dışı teoriler dışında, eskigeleneklerde bahsedilen sihirli asalar ve bu asaların ruhsal olarakkullanışlarından-yapılışlarından bahsedeceğim. Burada taşları uçurmak,denizleri ikiye ayırmak gibi fiziksel etkilerden çok “ruhsal değişimleri” amaçedinen asalardan bahsediyoruz. Asaların ruhsal olarak kullanımı, var olan ruhsal enerjiyi iletmek veyaevrensel enerjiyi çekmek paratoner gibi şeklindedir. Bu iki yönlü kullanımdada kişinin çok profesyonel ve enerjisel olarak kendini geliştirmesi spritüel enerjilerin ve kimya-fizik yasalarından bildiğimiz üzere ağaçmaddesi, metalik maddelere göre enerjiyi aktarmakta daha zayıftır. Bu yüzdeninisiyatik gelenekte kılıçla çalışmalara başlayan çırak, ustalaştığında asayageçmektedir. Haliyle asa, bu noktada çok daha etkili ama enerjiselyönlendirmeler için çok daha zordur. Tabi ki bir o kadarda asanın yapımaşamaları çok önemlidir. Asaların yapımında ise öncelikle kişinin bir ağaç seçmesi çok geleneklerde kişi orman içerisine girerek içsel olarak kendine yakınhissettiği bir ağaçtan asa yaparken, kelt geleneğinde doğum tarihlerine görebelirlenmiş ağaç seçimleri mevcuttur. Genel olarak meşe, söğüt, fındık ağacı,mürver ağacı, akasya, dişbudak ve yabani erik ağacı kullanılabilir. Ağacınseçiminden sonra işlenip asa haline getirilmesinde kişi tamamen kendi emeğinikullanmalıdır. Gerekli oymaları yaptıktan sonra, tüm diğer ek dalların uçkısımlarının enerjinin gidişatını bozmaması için temizlenmesi önemlidir. Buağaç seçimleri ve işlemeler sırasında dualar önemlidir. Mesela Havass çalışmalarında asa yapımı ve okumalar şöyledir; Sülalenineskilerinden diktiği bir incir veyahut nar ağacı, birkaç gece önceden ayetelkürsi ve Fatiha okunmuş su ile sulanır. Ardından hayırlı bir vakitte namazsonrası Besmele çekilerek dualar eşliğinde dal kesilir. Fatiha, ayetel kürsi veçeşitli kurandan sureler eşliğinde kesme ve yontma işlemleri yapılır. Ardındangönülden “Süleyman Davut Musa ve Talut’a nasip ettiğinkudreti banada ihsan et ey Cebbar olan Allah’ım!” denir ve dalın bir yüzünebakara suresinin 249. Ayeti, diğer yüzüne Fatiha suresi yazılır. Artık bu dal cinlerikovmaktan, şifa vermeye, define bulmaktan nice ilginç işlere yarayacağınainanılır. Ardından asalara kültüre bağlı olarak bazı majikal tılsımlar ve sembollerçizilir. Bunların çizimi her kültüre göre değişir. Yukarıdaki örnekte Kuran’danayetlerin yazıldığından bahsetmiştik. Diğer kültürlerde bu semboller veçizimler ile dualar değişmektedir. Bundan sonra ise asaya kişinin kendiisteğine göre tılsımlı şeyler asılır. Bazı eski şamanik öğretilerde hayvanparçaları, kuş tüyleri, giysi parçaları gibi şeylerdir. Vodoo rahipleri isekurukafalar, kan, hayvan parçaları gibi şeyler koymaktadırlar. Bunun dışındadoğal taşlar, çeşitli bitkiler kullanılabilmektedir. Hayvan parçaları kullanılmasının sebebi hayvanların ruhlarından yardımalmaktır. Böylelikle hayvanları kontrol edilebileceğine inanılır ve rehberhayvan ruhlarının eşlik edeceği düşünülür. Uçlarına kristal veya çevresinemetal parçalar konması enerjiyi odaklamak içindir. Eğer daha çok şifaçalışmalarında kullanılacaksa asa, asma sapı veya söğüt ağacından yapılıp yılanşekli yapılır. Tüy konulacaksa, yerleştirilecek tüylerin hangi hayvandanalındığı önemlidir. Her bir kuşun tüyü farklı anlam taşınır. Bunlar dışında birdiğer en çok kullanılan nesne ise boynuzlardır. Şamanik ve ruhsal olarak birsonraki aşama ise enerjinin yüklenmesi aşamasıdır. Bu noktada kişi, asayı alıp tüm enerjisini asaya yönlendirerek dualar asa ile bir olduğunu ve asaya dönüştüğünü imajine eder. Ardındanirade gücünü ve ruhsal enerjisini asaya aktarır ki, asa, iradesiyleistediklerini yerine getirebilsin. Bu enerjinin yüklenmesi aşamasıtekrarlanmalıdır. Ne kadar sık tekrarlanırsa asayla bütünleşme o kadar fazlagerçekleşir. Bu noktada eski öğretilere baktığımızda yüklemede yapılandeğişiklerin işlevini değiştirdiği gözlemlenir. Mesela kimisi şifa vermek içinkullanılırken kimisi hayvanlara yönelik kimisi ise daha geneldir. Haliyleenerjinin odaklanma kısmı bu noktada önem arz etmektedir. Çalışmalar ileöncelikle ruhsal tesirler en sonunda ise fiziksel tesirler yapılabileceğisöylenmektedir. Ardından yüklemeler dışında kutsamalar yapılır. Bu kutsamalar genellikleelementler veya yapan şamanın ata ruhları veya tanrıları ile tanrıçalarındanistenmektedir. Yukarıdaki havass örneğinde ise kutsama aşaması dua içermektedir. Tarih sürecinde farklı asa kullanımları gelmiştir. Batı ruhsal ekollerindeezoterik sembollerle süslü asalar varken, Haiti voodoosunda tüylerle kaplıenerjiyi aktarmaya yarayan asalar vardır ve cadılık uygulamaları ile eskipaganlarda daha düz ve sade asalar göze çarpar. Daha sonra hazırlanan bu asalarruhsal çalışmalarda enerjileri yönlendirmek veya değiştirmek, inisiyatiktörenlerde kutsamak veya element krallıklarını açmakta kullanılır. [b]Asadan Bastona[/b] Gerek ruhsal araçlar olarak gerekse ezoterik semboller olarak asalarhayatımızın her daim içinde var olmuştur. Hangi birimiz küçükken yaptığı birasayla hayaller dünyasında kaybolmamıştır? Veya birçoğumuz orman gezilerindeyerde bulduğumuz asaların eşliğinde gezimizi tamamlamışızdır. Yaşlılığımızınvazgeçilmez baston figürü dahi belki de asalardan alınan desteğin veolgunlaşmanın bir sembolü olabilir. Geçmişe baktığımızda ise her kültürünkendisine has asa sembolizması ve asa geleneği olduğunu görürüz. Hal böyleolunca, asalar, her ne kadar Hollywood filmlerinin ve fantastik edebiyatıniçinde önemli bir yer edinmişse de, gerçek hayatta hepimizin bilinçaltındaönemli bir sembol olmuştur. Ben Düşüncelerimin Efendisiyim... 1-Giriş Değerli okurlar, epeydir yazmadım, uzak kaldık bir süre. Bu arayı yine gözlem yaparak, düşünerek, dile getirilmemiş gerçeklere ulaşarak değerlendirdiğimi umarım. Sizlerle bu çalışmada yine oradan oraya savrulacağız, yorum biliminin düşünüşüyle bütünü kavramaya çalışacağız. Bakalım İbrahim’i dinler denen nağılların masal bu çok ünlü Musa’nın asası neymiş gerçekte? Konumuz bu olacak. Sümer ve çivi yazısı konularını pek araştırmadım. Türklük bilimi çalışmalarına başladığımda yönümü Orhun abecesinden başlayıp tamgalarımızı, tamga yazaç ilişkisini; dilin yapısını, kökenini incelemek olarak belirlemiştim. Dile getirilmemiş olanları ya da bilinemeyenleri gizemleri bilinir kılmak asıl amacım. Çalışılmış konuları pek ele almamaya çalışıyorum. Bu çalışma, izlediğim bir kısa videodan başlayarak gördüklerimin bildiklerimin yorumudur. Bu gerçeği 4 dört yıldır biliyordum. Ama konunun yeterince olgunlaşmasını, doğru zamanı bekledim. Umarım ilginizi çekecek, sizleri sıkmayacak bir çalışma olur. Elimden geldiğince kolay anlaşılır yazmaya çalıştığımı özellikle belirtmek istiyorum. Buna karşın anlaşılmada güçlük çekiliyorsa bunun nedeni, kabaca 3000 üç bin yıllık dinlerin etkisiyle oluşan önyargılar ve körlüktür. İlgili sözcükler Dil, tamga, kavram yazı ideogram, resim yazısı hiyeroglif, Tañrı, Dingir, din, ad değiştirme mecazı Mürsel ya da yeni kavramlar türetme -Dil *TDK Sözlük, İnsanların düşündüklerini ve duyduklarını bildirmek için kelimelerle veya işaretlerle yaptıkları anlaşma, lisan, zeban "Dilinden Anadolulu olduğu ancak belli oluyordu." - Sait Faik Abasıyanık -Yazarın tanımı “Dil, ilk dili olacak düzeyde evrimleşmiş atalarımızdan başlayarak birey olarak kavrayabildiğimiz olup biten her şeyin; zaman, ortam uzay-oylum, yön ve devinim hareket ana değişkenleri kullanılarak benzetme aşamasını geçecek şekilde şekiller ve sesler ile oluşturulan izdüşümüdür!” Not Çalışmalarımda bu tanımımı kullanıyorum. Çünkü bildiğim kadarıyla dilin kendisini ya da yapısını anlamaya yönelik ve yeterli tek dil tanımı kanımca budur. -Tamga damga -TDK Sözlük “ Bir şeyin üzerine bir nişan, bir işaret basmaya yarayan araç. 2. isim Bu araçla basılan nişan, işaret. 3. isim, mecaz Bir kimsenin adını kötüye çıkaran, yüz kızartıcı durum "Orada da haksız damgalar altında kalırsan ne olacak?" - Aka Gündüz 4. isim Bir şeyin kime, hangi çağa ait olduğunu gösteren belirgin iz, işaret, nitelik” -Yazarın görüşü Tamga gerçekte nedir? Tamga damgaTabanımızla ilgilidir, atalarımızın kavrayışından oluşmuş ve anlam taşıyan abeceler öncesi her cins çizgi ve işaretler! Bu tanım benimdir. Kusursuz dilimiz Türkçe tamgalarla kazındı kayalara. Tamgalarımızla yazı kazındı; yazıt’ diyoruz bunlara. Yazılı kanıtlardır. Latin ! denen abecenin kökeni Türk tamgalarıdır. Yazaçların harf öncülleridir tamgalar! “Tamgalar abeceler öncesinde dil ögesidir, tamgalarla önce kayalara ardından kâğıt ve diğer yüzeylere yazı yazılmış! *Tamgalarımızın kökeni, anlamı, yorumu konusunda Türklük bilimcilerin araştırması yok sayılabilir. Ancak Türkçenin yapısı, dilin kökeni ancak bu aşamaların bilinir olmasından sonra anlaşılabilir. Çünkü tamgalarımızda bu ayrıntıları görebiliyoruz; üstelik başta çift sesliler olmak üzere tamgalarımız kavram yazı ideogram olarak değerlendirilebilmekte. NG çift sesli tamgamızdaki N’ in gök, G’ in güneş olması gibi. NT’ de T toprak, taban; NY’ de Y ise yer. . -Kavram yazı ideogram TDK sözlük Sözleri veya düşünceleri sesleri gösteren harflerle değil çeşitli işaret veya simgelerle ifade eden yazı Çince, ideogramlardan oluşan bir yazı sistemine sahiptir. *Dilin ögesi olan kavram yazı örneklerinden bazıları bileşik tamgadır aynı zamanda görüşüme göre. Orhun abecesindeki NG gibi. * X’ şekli Orhun abecesinde D’ tamgasıdır, durmak, durağanlık, değişmezlik anlamındadır ve görüşüme göre kavram yazıdır. Kavram yazı, tamga kavramları arasındaki ayrımlar pek belirli değildir. Asıl kavram yazı örneği kanımca Tañrı ideogramı, aT tamgamız, “Oz, Swastika, Gamalı haç” denen zırvalar ve benzerleridir! Bakınız, -Resim yazı Almanca bildzeichen, hiyeroglif TDK sözlük hiyeroglif İng. hiéroglyphes Mısırlıların kullandıkları bir resimyazı çeşidi. Ayrıca, bk. resimyazı. Bu yazı türünün Mısır, Girit, Anadolu, Kazakistan, Kırgızistan, Hakasya’da örnekleri var. Kanımca en önemlileri Göbekli tepede olanlar. Grekçede kutsal yazı olarak anılması anlamının bilinemiyor olmasındandır. -Tañrı TDK sözlük Çok tanrıcılıkta var olduğuna inanılan insanüstü varlıklardan her biri, ilah. Bunu görmem ilginçti! Kökten yanlış bilgi ! *Yazarın görüşü Sözcüğün kökeni konusunda kanımca günümüze kadar bilgi gerçeği yansıtan ortaya konulamamış. Bu çalışmamda dile getirdiklerimin doğru olduğu kanısındayım. Yakıştırma, yanlı ve mantıksız sözler dışında değerli bir öneri bulamadım ne yazık ki! Bu noktanın iyi kavranması zorunlu. Çünkü çalışmada işleyeceklerimle; yüce, ulu, saygın kişi anlamlı Hz. Musa’nın kutsal ! asası ile doğrudan bağlantılı. Bakınız, -Dingir TDK sözlükte bilgi yok! Dingir, "tanrı" anlamına gelen Sümerce bir kelimedir. Dingir’in çivi yazısı işareti en çok dini isimler ve ilgili kavramlar için belirleyici olarak kullanılır ve bu durumlarda telaffuz edilmez ve İnanna örneğinde olduğu gibi geleneksel olarak "D" üst simge olarak çevrilir. Vikipedi *Yazarın görüşü Sözcükteki NG Orhun tamgamız olarak değerlendirilmeli! D’ yi, ince R’i de çalışmalarımda açıkladım. D dimek, İ ilgi belirten ünlü, N gök, G güneş, İ ilgi, ince R ise; yerin kendi çevresiyle ilgili olarak güneşi algılama biçimidir. Bakınız, İnce R dönme ve yinelenme tekrar anlamını taşır sözcüklere. Buna göre sözcük gökten inen din’ ve güneşle ilgili gir’ seslemlerinden oluşan yaratıcı’ demektir. Görüşüme göre Dingir dinleri yumurtlamaya hazırlanan tavuğa benzetilebilir. Ya da özetlemek gerekirse; DİN GİR > DİN. Gir seslemi yok! “Din” günlük yaşamda göklerden inen ilahi emirler bütünü olarak bilinmektedir. Dingir, Tañrı anlamında değildr! Dingir dinleri yumurtlayacak ya da yumurtlatılacak tavuk gibidir. Dinleri yaratıcısı olan özel ilahlar Allah, Rab. . ile Tañrı sözcüğü eş anlamlı değildir. Aynı anlamda kullanım yanlıştır! Günlük yaşamda din’ sözcüğü gökten indirildiği öne sürülen ilahi emirler bütünü olarak bilinmektedir. Kuranda 94 kez geçen sözcüğün kökeni bilinmemektedir; açık değildir! -Dîn Arapça, dīn 1. isim, din bilgisi Tanrı'ya, doğaüstü güçlere, çeşitli kutsal varlıklara inanmayı ve tapınmayı sistemleştiren toplumsal bir kurum, diyanet "Her dinin mabetleri bütün müminlere açıktır." - Hüseyin Cahit Yalçın 2. isim, din bilgisi Bu nitelikteki inançları kurallar, kurumlar, töreler ve semboller biçiminde toplayan, sağlayan düzen "Yazık ki bu sanat ve din bahsinde bana arkadaşlık edecek kültürde değil." - Refik Halit Karay 3. isim, mecaz İnanılıp çok bağlanılan düşünce, inanç veya ülkü, kült. I-GENEL OLARAK DİN A Etimoloji ve Tarifler. Dil âlimleri, din kelimesinin Arapça deyn kökünden mastar veya isim olduğunu kabul ederler. Cevherî, dinin “âdet, durum, ceza, mükâfat, itaat” şeklinde başlıca üç anlamını verir ve terim olarak dinin bu son anlamdan geldiğini belirtir. eṣ-Ṣıḥâḥ, dyn’ md.. Râgıb el-İsfahânî, sadece “itaat” ve “ceza” karşılık anlamlarını kaydetmiştir el-Müfredât, “dyn” md.. İbn Manzûr bunlara hesap’ ve İslâm’ı da eklemiş, ayrıca deyn’ in mastar, din’in isim olduğu yolundaki bir görüşü aktarmıştır. Lisânü’l-ʿArab, “dyn” md.. Zebîdî, âyet ve hadisler yanında Arap şiirinden aldığı çeşitli örneklere dayanarak din kelimesinin yirminin üzerinde anlamını ve terim olarak iki ayrı mânasını zikreder Tâcü’l-ʿarûs, “dyn” md.. Mütercim Âsım Efendiyse dinin otuzu aşkın anlamından söz etmiştir. Bunlardan dinin terim anlamını yakından ilgilendirenler şunlardır Ceza ve karşılık, İslâm, örf ve âdet, zül ve inkıyad, hesap, hâkimiyet ve galibiyet, saltanat ve mülkiyet, hüküm ve ferman, makbul ibadet, millet, şeriat, itaat Kāmus Tercümesi, dyn’ md.. II-DEYN الدين Kişinin zimmetinde sabit olan borç anlamında fıkıh terimi. “Bilim adamları, Kur’an’da din kelimesinin semantik ve etimolojik manasını anlamaya yönelik yoğun çaba sarf etmişlerdir. Değişik zamanlarda onlar, bu terimin bir kısım kullanımlarında İbranice, Habeş’çe, Ermenice veya İran dilinden Farsça ödünç alınmış bir kelime olduğu varsayımında bulunmuşlardır. Bu terimi hüküm veya ceza, âdet veya usul ve nihayet din olarak anlamak alışılagelmiş mutad hale gelmiştir”. Bu bilgilere göre “Günlük yaşamda din’ sözcüğü gökten indirildiği öne sürülen ilahi emirler bütünü olarak bilinmektedir. Kuranda 94 kez geçen sözcüğün kökeni etimoloji bilinmemektedir; açık değildir!” özetlenebilir görüşüme göre. Din sözcüğü için bile açık bir açıklama verilememiş; Habeş’çe, İbranice, Ermenice, Farsça dan ödünç alındığı öne sürülebilmişse bir güçlü öneri de ben öne süreceğim! Bu sözcüğü yeri gelmişken açalım mı değerli okurlar? Çünkü “felsefe dilin yanlış anlaşılmasının yan ürünüdür” der değerli dil düşün bilimcisi Ludwig Wittgenstein. Ben de anlamın nasıl oluştuğunu göstererek ya da dili doğru çözümleyerek yanlış anlaşılmayı ortaya koyacağım; amacım bu özetle. Vereceğim açıklamalar çalışmamızın ilerideki aşamalarıyla doğrudan bağlantılı; konunun bütünlüğe kavuşması için anlaşılması gerekiyor; dahası zorunlu! *Orhun yazıtlarını çözümlerken düşünme yönü önce sağdan sola, ardından yukarıdan aşağıyadır. Mavi yayı bu düşünüşle yorumlarsak yeryüzünde yaşayan kişioğlunun üzerini örten oylumu ya da göğü kavrarız değil mi? Dilcilerin nedenini bilmeden dile getirdikleri; “sözcüklerdeki N sesi genişlemeyi temsil ediyor” sözlerinin nedeni budur. *Aynı düşünüşle değerlendiriyoruz. Sağdan sola gittiğimizde sola yukarı kısa yeşil çizgiyi görürüz. Ardından aynı çizginin yukarıdan aşağı indiğini görüyoruz değil mi? Türkçe kusursuz matematik dilidir. Ö > Ü > İ ünlü değişimi ya da daralmasıyla birlikte anlamlar da değişiyor. Daralıyor; genişten dara, bütünden ayrıntıya anlamlar öne çıkmaya başlıyor. Ö gözlerimizle ilgi tamgamızdı. Çalışmalarımda açıkladım. Güneşi görmekle ilgilidir. Ü düşünmekle ilgili. İ’ ilgi duymakla, bilmekle, inanmakla ! ilgili. Yukarı doğru ilgiyle bakıp bilmeye çalıştığımız ne olabilir ki? Lütfen bu sözlerimi unutmamaya çalışalım! * X’ ile gösterilen ve D’ yazaç olarak seslendirdiğimiz tamgamız durmak, direnç, anlayışsızlık dogma anlamı verir sözcüklere. Bakınız, Not Din sözcüğü Orhun abecemizdeki ND çift seslimizle ilgilidir, görüşüm bu yönde! Sözcüğün yorum bilim hermeneutik incelenmesi bu gerçeği göstermektedir. N gök, D dünya, yer, daban. D ayrıca damga sözcüğüyle ilgili olarak anlam taşır, dimek anlamını taşır! D durağanlık anlamı katar sözcüklere. Bakınız, - Ad değiştirme mecazı Mürsel ya da yeni kavramlar türetme Mecaz-ı Mürsel Ad Aktarması - Edebiyat Öğretmeni › mecaz-i-Mürsel-ad-a... Benzetme amacı olmaksızın bir sözün, başka bir sözün yerine kullanılmasına mecaz-ı mürsel denir. Mecaz-ı mürsele düz değişmece de denmektedir. Bu söz sanatında iki sözcük arasında parça-bütün, genel-özel, iç-dış, yazar-eser ya da başka bir çağrışım ilişkisi bulunur. 1-b Söylence bilim açısından Hz. Musa, asa Musa’nın Asası ve kökeni Prof. Dr. Gönül Tekin . . Asa Meryem’e geçiyor. Elinde asa tutuyor. O asa aslında ağaçtan gelen daldır. Aslında bu köken en eski metinlerde Sümerlere gidiyor. Asa ağaçtan alınan güçtür. Tanrı sadece ağaç olarak gücünü göstermiyor. Ağaçtan alınan dalda Tañrı kadar güçlüdür. Hükümdarların elindeki asa, o dallardan alınan asadır. bu arada soruluyor Musa’nın asası buradan mı geliyor? Evet, bu dal Musa’nın asası oluyor. Asa aslında gökyüzündedir. Verilmeden önce gökyüzündedir. Sonra yere iner. Musa eline aldığında her daim yeşildir, gittiği yerlerde yeşil olur. O sıradan alelade bir asa değil büyük Tanrı Tanrıça Tammuz’un Temmuz dallarından gelmiştir. Bu giderek öyle bir şey olur ki, sadece ağaç değil ağaca bakanları da koruyan hükümdarda Tanrıyı temsil ediyor. Yine Gönül Tekin in başka sözleri de var. Dileyen hepsini araştırabilir. Çok azını vermekle yetineceğim. Öz aynı çünkü. https//youtube/zQ7MAHcS5VE İSA BİR GÜNEŞ TANRISIDIR! “İsa güneşin oğludur. İsa kiliseyle evli. Kiliseye çok bağlı. Kilise kutsal gelindir. Süryani söylencelerinde söylenen her şey Temmuz için denenlerle aynı. Güneşin dördüncü katına yükselmesi. İsa güneş tasavvurlarındaki esinti. Sümerler doğadan soyutlayarak Tammuz’u, İnanna’yı oluştururlar. İkisinin kutsal evliliği.. Öykü uzar. ..Sümer baş Tanrısı Marduk 50 güç toplar. Yahudiler bu aşamada devreye girer deha imiş ! ve buradan tek Tanrıya yani Rab’ a geçerler. Tevrat ve Kur’an’ı Antik Mısır Düşüncesi Işığında Okuma Hz. Musa’nın Yılana Dönüşen Asası Bu çalışmada asanın yılana dönüşmesi, Musanın asasının Firavunun büyücülerinin yılanlarını yutması, dinlerle bağlantıları açıklanmaktadır. Asa daha çok Mısırla ilgili görünmektedir. 1-c İlgili görseller *Bu çalışmada kaya üzerine kazınan çizim ve Göbekli tepede oyularak yapılmış görüntü “Kün ve Ay” değildir. Bu Türklük bilmeyicilerin körlüğü ya da ölümcül yanlışıdır. Düşün bilim ya da dil açısından değerlendirilmesi gereken dört şey’ ya da olgu var kavranacak! Kün ve Ay diyenler diğer ikisini yok saymışlar. Uzatmadan yeniden yazıyorum 1-Aşağıdan yukarı yarım çember yerdir. 2-Üzerindeki büyük çember ya da yuvarlak kabartı güneştir. 3- Ortadaki nokta ya da oyuk ise aydır. 4-Bunların üçünün içinde bulunduğu oylum ya da gök! *Bu görselde ilkinden eksik olan aydır. Yukarıdan aşağı yazıyorum. 1-Güneş en üstte sarı dik çizgi 2-Yer yatay kahve çizgi 3-Mavi çember göktür. Başak deyişle mavi çemberin içi yer, tepede güneş; yerle güneş arasında gök! NG çift sesli tamgasında sola yükselen çizgi güneştir, mavi dik gök, sola yükselen sarı çizgiyle mavinin birleştiği noktada yer var. 4 video Çalışmaları okuyanlar bütün yanıtları alacaklardır umarım. Özet olarak resimlerin yoğun olduğu dikmelerdeki canlıların tamamı gök ve güneşle ilgilidir. İkisi zaten Tañrı sözcüğü ve bilgimizle ilgilidir. Güneşten gelen ışıklar V’ gibi çizilmiş ve kalın R’dir. Yerin dönmesiyle ise ince R oluşur. Yer, gök, güneş ve yerin dönmesiyle Tañrı sözcüğü oluşuyor. Sözcüğün kökeni, anlamı, yorumu budur. Akbabanın kanatlarının üstünde güneş var, sıcak hava akımlarını kullanarak uçan kuştur; güneşle ilgilidir. Turna Türklerin simge canlısıdır, yeryüzünü dolaşırcasına göklerde yaşayan kuştur. Göğü simgelemektedir. Türk boylarının ya da ırk adımız Turan >Turna ilişkisi nedeniyle simge canlılarımızdandır.ongun T’ biçimli dikmeler için bütün yazanlar-söyleyenlerin sözbirliği eder gibi dillendirdikleri, “insan kafası, insanın betimlenmesi olabilir” gibi anlatımlar mantık yoksunudur. Dikmenin üstü güneş, aşağı inen dik gök, alttaki yatay çizgi ise yerdir! Gerisi öykü! Musa’nın asasının ardındakileri anlamak için bunlar bilinmeli. Musa ve asası için denenler gerçeklikten uzaklaşma, kopuş ve öyküdür! *Bu görsel 4 000 dört bin yıllık Oğuz Kağan mührü damgası denen kavram yazı ideogram. Ortası yer, içten dışa ince R tamgamız, dıştan içe kalın R. Bu bilgi doğrudan Musa’nın asası ile ilgili. Atamız Oğuz Kağanın bu mührü güneşten aldığı kutu dahası güç ve yaşam erkesi anlamını taşımaktadır. Oğuz Kağan kişi değil bilgi ya da mit ögesidir! GÖBEKLİTEEP TAPINAKLARI TÜRKLERİN ERKEN KÜLTÜRÜNE Mİ AİT? Özgür Barış Etli, sayfa 1 Değerli okurlar bu görselde H’ yi atlayacağım. Çok ayrıntılı ve uzun, Göbekli tepeyle ilgi bir kitapta açıklanmalı. Sağdakini öz olarak vermekle yetineceğim. 1- Bu görselin sağında yarım çember yer, üstündeki dik çizgi güneştir. 2- V’ nin sağı güneşten yere gelen ışıkları ok, solu uzaklaşan ışıkları simgeler. V’ den aşağıya inen çizgi yönü simgeliyor. Yere doğru! anlatımlarını anımsayalım! 3- Yılan gibi şekil ısınan göğü ve sıcak havanın yükselmesini simgelemektedir! Göbekli tepedeki akbabanın kanatlarının üstündeki güneştir yine. Sıcak hava akımlarını kullanarak yükselir ve neredeyse kanat çırpmadan uçar akbabalar. “Türklük bilgisi ya da kavrayışı bir bütündür. Eğer görüşlerim gerçeği yansıtıyorsa başlangıcından günümüze bu tutarlı çizgiyi görebilmeliyiz.” Solda kuş biçimli göğü simgeler, aN eski Türkçede mamut kemiği Ukrayna müzesindedir. Kuman coğrafyasıdır bölge. 20 000 yirmi bin yıllıktır. Üzerindeki kavram yazı ideogram güneşin ışıklarını simgeler; güneşle ilgilidir ve kalın R tamgamızın öncülüdür. Yanındaki toprak kap üzerindeki kavram yazı ise yerin kendi ekseni çevresinde dönmesiyle ilgilidir; ince R i yer’i simgeler. Solda yönü yukarı dönük elimizle ilgili Orhun abecemizdeki tamgamız var. V’ baş ve işaret parmaklarımızın arasıdır. Açıklıktır! Dik ise önkol kemiğimiz. V’ bölümü için ve teki denenleri anımsayalım. Çünkü el hem etmek eylemiyle ilgilidir; hem de dilde anlatım aracıdır. Ortadaki yeni Türk abecesindeki Latin değil Ç’ sesini veren Orhun abecesindeki tamgamız. Yön sağdaki şeklin aşağı olanıdır ve elimizi bir nesneye vurduğumuzda çıkan sesle ıç ilgilidir. Bu kez birbiriyle aynı iki elimizi birbirine çarptığımızda Ş’ sesini duyarız! Yatay çizgi çarpışma yüzeyidir. Ellerimiz aynı olduğundan tek görünür. Bu görselleri belleğimizde saklayıp yeri geldiğinde anımsayıp çağrıştırabiliriz umarım. Ateş yakarken de süreç aynıdır. Yakacağımız nesne ısınır, ardından tutuşur ve yanarken ışık verir. İlginç biçimde güneşte ısı ve ışık kaynağıdır. İki hidrojen atomu çarpışıp birleşir helyuma dönüşür ve ısı ve ışık enerjisi açığa çıkar. Yeryüzünü de ışıma yoluyla Radyasyon ısıtır; yaşam verir! RA Güneş Tanrısı’ Şimdiye dek denenlerden ayrı, kısa bir yorum yapacağım. Bu aşamaya kadar açıkladığım görüşlerime dayanacağım. Çerçeve Profesör Gönül Tekin’in dedikleriyle sınırlı olacak. Güneş, hayat ağacı, asa özetle. Ama bu üçü olan bitenin ardındakileri açıklar zaten. Gerisi Sümer, Mısır ya da İbrani kaynaklı öyküdür. İlk asayla karşılaşıyoruz değil mi? Asanın üstü tutacağı güneşle sınırlı, aşağı inen dik gök, altta sanki yerde açılmış ağacın kökleri! Elinde ise görüşüme göre yaşamı simgeleyen anahtar. Asa özetle tanrı oluyor ve yaşamın anahtarı; başlangıcı aynı zamanda. Anahtarı yine güneş ve aşağı inen bölümü gök olarak düşünürsek yaşamın kaynağı yine güneş olacak anlamı çıkar. Firavunun ya da Tanrı Ra’nın kuş biçimli başının üstünde yer var. Yer güneşten gelen ışınımla ısınınca yılan devinime başlıyor. Devinim yaşamın göstergesidir. Canlıların yaşadığını devinimden ya da ağaçlarda olduğu gibi büyümelerinden gözleriz. Yılanın devinimle ilgisi budur, ısınmasıyla ilgilidir. Göbekli tepeyle ilgili üç’ te bu noktaya kısaca değinmiştik. Çünkü bilgi gerçek aslında tektir ve sürekliliği izlenebilmeli, neden sonuç ilişkisi ve tutarlılık görülmelidir. Ra’ nın başındaki kuş göğü simgeler. Gövdenin üst bölümünün gök renkli olması bu nedenledir kanımca. Güneşin ışıkları el biçiminde çizilmiş ve uçta görüşüme göre Tañrıyı ve yaşamı simgeleyen şeklin Firavuna ya da Ra’ ya verildiğini görüyoruz. Yuvarlak bölüm yer; yaşam yerde anlamında! Bu kez Ra ya da Firavun nesneyi eliyle tutuyor ama yön değişmiş; yuvarlak bölüm yer, diğer ikisi gök ve güneş kanımca. Bakınız, ve anlatımları. Yine aynı elde yaşamı simgeleyen; döngüyü simgeleyen soyut nesne var. Sağdan sola önce yükseliyor ardından aşağı kıvrılıp sonlanıyor. Kayığın üstündeki küreğin yönü sola. Bunun anlamı yaşam ve zaman geçmişten geleceğe akar ya da kayar kayık gibi! -Ra nın altında su var. Ve kayık. Yerin bir adı yer su’ dur ayrıca. Yaşamı simgeler kayık; akıp giden yaşamı, zamanı. Ayağının altındaki kahverengi bölümle başının üstündeki yuvarlak yine yerdir. Onu altta, tabanda düşünmeliyiz. Not Ağaç ya da yaşam ağacı, asa ilişkisini sonuç bölümünde az daha açacağım. Sağ üstte Tanrı Horus denen çizim uzağı ve keskin görüşü bilmek, derin görü simgeleyen Şahin. Resim yazının ardındakileri gören-bilen göz. Bu çalışmada Horus’un gözüyle gördüklerini çözümlemeye çalıştım. Ama bu kez derin Türklük bilgimize dayanarak. Hem din denen öğretilerin kitaplarında, hem de diğer denenler yok sayıldı, çerçeve sınırlandırılmadı. 2- Çözüm 2-1 Musa’nın asası konusunda 1-b de denenlerin kısa özeti -En eski Sümer metinlerinde geçen asa ağaçtan gelen dal olup Tanrı ağaç olarak gücünü gösteriyor. Ağaçtan alınan dalda Tanrı kadar güçlü olup hükümdarların ve Musa’nın eline veriliyor sonunda. Bu ağaçtan alınan dal Musa’nın asası oluyor -Asa Musa’ya verilmeden önce gökyüzündedir, yere iner ve Musa eline aldığında sürekli yeşil olup gittiği yerlerde yeşil olur. -Asa sıradan değildir, büyük Tanrı Tanrıça Temmuzun dallarından gelmektedir. -Bu giderek öyle bir şey olur ki, sadece ağaç değil ağaca bakanları da koruyan, hükümdarda Tanrıyı temsil ediyor. Yine Gönül Tekin in başka sözleri de var. Dileyen hepsini araştırabilir. Ben çok azını vermekle yetineceğim. Öz aynı çünkü. https//youtube/zQ7MAHcS5VE İSA BİR GÜNEŞ TANRISIDIR! “İsa güneşin oğludur. İsa kiliseyle evli. Kiliseye çok bağlı. Kilise kutsal gelindir. Süryani söylencelerinde söylenen her şey Temmuz için denenlerle aynı. Güneşin dördüncü katına yükselmesi. İsa güneş tasavvurlarındaki esinti. Sümerler doğadan soyutlayarak Tammuz’u, İnanna’yı oluştururlar. İkisinin kutsal evliliği. . Öykü uzar. . Sümer baş Tanrısı Marduk 50 güç toplar. Yahudiler bu aşamada devreye girer deha imiş ! ve buradan tek Tanrıya yani Rab’ a geçerler. Tevrat ve Kur’an’ı Antik Mısır Düşüncesi Işığında Okuma Hz. Musa’nın Yılana Dönüşen Asası Bu çalışmada asanın yılana dönüşmesi, Musa’nın asasının Firavunun büyücülerinin yılanlarını yutması, dinlerle bağlantıları açıklanmaktadır. Asa daha çok Mısırla ilgili görünmektedir. 2-2. Musa’nı asası için denenlerin yorumu Tañrı sözcüğü, Türkçe, Türklere özgü inanç ya da bilginin adıdır. Çalışmada aktarılan söylencelerden sonra dinlere dönüşecek ve Rab adını alacak “yaratıcı” değildir. Yer, gök, güneşle ilgili olarak, atalarımızın algıladığı bütüncül ve gerçekçi kavramın adıdır. Bakınız, -Tañrı sözcüğünün kökeninde söylenceleri göremiyoruz. Gerçeklerden uzaklaşma, yabancılaşma göremiyoruz. Türk Tañrı inancında atalara bağlılık var, canlı-cansız özdeklerin tinleri olduğu bilgisi ve bunlara saygı var. Ülgen, Karahan, erlik gibi adlarla aktarılan görüngüler Türkleri çok Tanrılı pagan yapmaz. Bu ad değiştirme ürünü sözcüklerde iki sözcük arasında Tanrı-Karahan , . . parça-bütün, genel-özel, iç-dış ya da başka bir çağrışım ilişkisi bulunur. Bunları bütünün parçaları olarak görülmeli. Ya da yaşamla ilgili söylenceler daha yerinde olur. Mısırdaki R anın diğer Tanrıların bütünü olarak görüldüğünü; Marduk un 50 gücünün olduğunu; uyanık Yahudilerin bu noktada devreye girerek tek Tanrı Rab ı kurguladıklarını; son olarak İslam’da Kuranda Allah için 99 sıfat yetenek dile getirildiğini unutmayalım! Hiçbirinde dinlerde olduğu gibi gerçek kişilerle bağlantı kurulmaz; temel ayrım budur. Bu nedenle Türklere çok Tanrılı pagan demek mantık yoksunu ve şarlatanlıktır. Sümer ya da Mısır söylencelerini, ancak Tanrılarını Türklerin Tanrı inancıyla; o bilgilere dayanarak doğru anlayabiliriz. İlk olanlar Türklerin çünkü. Rab, Elohim, Got, Allah Tañrı sözcüğümüzün eşdeğeri ve eşanlamlısı değildir. Ağaç Türklerin yaratılış söylencelerinde de var. Yaşamı simgeler. Yaşam ağacı kavramı çok önemli yer tutar. Sümer sonrası dinlere dönüşecek söylencelerdeki tanrı-ağaç ilişkisinin kökeni kanımca yine Türklerdir. Sümerlerin Türklerin bir kolu olduğu artık tartışılmayan bir gerçektir. Türkler için de ağaç çok değerlidir, kutsaldır. Ama ağaçtan dal kopartıp, asa yapıp hükümdarların ya da Musa gibi elçilerin eline vermemişler. Dilek tutup dallarına çaput asmışlar! Günümüzde bile bu gelenek yaşamaktadır. Bu tinlere, yaşama saygının anlatımıdır. Onlarla bağ kurma amacına yöneliktir. Diğer denenler çözüm bölümünde işlenecek. 2-3. Musa ve asa ilişkisi Musa ve asası 2-1 de denenleri alalım “Asa Musa’ya verilmeden önce gökyüzündedir, yere iner ve Musa eline aldığında sürekli yeşil olup gittiği yerlerde yeşil olur”. Başlıyoruz çözümlemeye Musa’nın asasının üstü gökler dışarıda bırakıldığında Türklerin Tañrı ideogramı değil mi? Kaya resmini Kırgızistan, Saymalı taş anımsayalım. 15 000 on beş bin yıllıktır onlar. Yer, gök, güneş var orada. Asa Musa’ya verilmeden önce gökyüzündeymiş. Gök Tañrı’nın bileşenidir ayrıca. Asa Tanrının gücüydü değil mi? Onu simgeliyordu. Yaratılış söylencelerinde zaten yaşamın yerde, suda başladığı, ağaçlarında yaşamı simgelediği açıklanmıştı. Aslında yere inen güneşin ışıklarıdır ve yaşamın kaynağıdır. Yerde kök salıp açan, büyüyen ağaçlar yaşamın simgesidir. Uzadıkça göğe yönelirler ayrıca değil mi? Gök ve güneş Tañrı kavramının Türk inancı bileşenleridir. Bütün düşünürler bu konuda aynı görüşteler! Güneşin ışıklarının yere inmesi süreci yaşamın simgesi yaşam ağacına, sonra ondan koparılan asaya dönüştürülmüş. Ağaç ve asa Tanrının gücünü gösteriyordu değil mi? Öyle zaten! Yaşam gök dediğimiz oylumda, yaşamın kaynağı güneşin katkısıyla yerde gerçekleşmiyor mu? Sözcükler, adlar değiştirilmiş; ad değişimi ya da düz değişmece yapılmış dilde. Mısırdaki Ra görselini anımsayalım şimdi. Orada yer ısındığında yılan devinime başlıyor denmişti değil mi? Burada da asa yere inip, yani güneşin ışığı yeri ısıtınca sıcakkanlı canlı olan yılan devinime başlıyor. İlgi ve benzerlik aynı. Bu noktada değerli felsefecimiz Prof. Dr. Niyazi Kahveciyi analım “Soncullar, kendisinden önceki öncüllerin zorunlu ve doğal sonucu olmalıdır”. Dile getireceğimiz düşüncelerimizin tamamının bu düşün bilim görüşüne uygun olması gerekir; eğer gerçeği arıyorsak! . . Yaşamın kutsallığının ağaçla ilgisini kısaca andık. Ne diyordu Prof. Gönül Tekin? Asa sürekli yeşilmiş, gittiği yerlerde yeşil olurmuş! Asa yaşamı simgelediği için yeşil. Ağaç Tanrının gücünü gösterdiği için, asa yine aynı gücü simgelediği için yeşil renk dinleri, dini duyguları çağrıştırır. Türklerde kırmızı ve sarı daha yaygındır, güneşi simgeler! Ancak Türkler başta ağaca ve doğaya çok saygılıdır! Burada ilginç bir çelişki ve zıtlık var. Genel olarak dindarlar doğayı umursamazlar! Kirletmedikleri suyun, kesip yakmadıkları ağacın anlamı yoktur! -“Asanın gittiği yerler de yeşil olurmuş”. Öyle zaten. Güneş olmadan canlılık olanaksız. -“Asa sıradan değildir, büyük Tanrı Tanrıça Temmuzun dallarından gelmektedir.” Tanrı zaten gök ve güneş olduğundan Tanrının gücünü simgeleyen ağacın dalı olan asada olduğu gibi güneş te tanrının temmuz un dalı gibidir. -“Bu giderek öyle bir şey olur ki, sadece ağaç değil ağaca bakanları da koruyan, hükümdarda Tanrıyı temsil ediyor.” Aynı düşünüşle süreçte yer alan kişiler de Tanrıyı temsil eder oluyor sonunda. Kitaplı ya da İbrahim’i denen dinlerde adı geçen İbrahim e Tanrının oğlu deniyor. Ardından Musa ile başlayan kişiler artık Tanrının elçisi olarak anılmaya başlıyorlar. Süreç artık ad verme ya da yeni kavramlara dönüşme niteliğini aşıp kişilerde temsil edilen güce, öğretiye dönüşüyor. “Tanrı” artık elçilere sözler indiren soyut sözcük, din bu gökten indirilen sözlerin sorgulanamaz bütünü, bu dinlerin yaratıcıları ise Rab, Got, Elohim, Allah gibi özel ilahlara dönüşüyor. Türkler dışındaki topluluklara özgüdür tamamı olan bitenin. Tanrının dallarından olan güneş yok artık. Göklerden indirildiği öne sürülen ilahi sözler bütünü olarak tanımlanan dinler var. Bakınız, giriş bölümü Din ve Dingir. “Öyle anlaşılıyor ki, mecazı Mürsel tamlamasındaki Mürsel’in salınmış-gönderilmiş-seçilmiş elçilerle ilgili olduğu düşünüldüğünde mecazın eğretileme başlangıçtaki kavramla ilgisiz bir kavramla sonuçlanmaktadır. Başlangıçta kişilerle ilgisi olmayan bağımsız “Tanrı”, süreç sonunda elçileri ile temsil edilip toplumlara anlatılan soyut ve özel adları olan “ilah” denilen kavramlara dönüşmüş durumda.” -““İsa güneşin oğludur. İsa kiliseyle evli. Kiliseye çok bağlı. Kilise kutsal gelindir. Süryani söylencelerinde söylenen her şey Temmuz için denenlerle aynı. Güneşin dördüncü katına yükselmesi. İsa güneş tasavvurlarındaki esinti. Sümerler doğadan soyutlayarak Temmuz’u, İnanna’yı oluştururlar. İkisinin kutsal evliliği. . Öykü uzar. . Değerli okurlar, gördüğünüz gibi nasıl Türkiye’de bütün yollar Ankara’ya çıkarsa, çalışmamızdaki sözler de yine güneşe çıkıyor! İlginç değil mi? Bunları ben yazmadım, demedim! Ne demiştim Tañrı sözcüğümüz için? “Tañrı, yer gök güneşle ilgili Türklere özgü inanç ve bilginin adıdır” Değil mi? Türk söylence biliminde güneş erildir; İsa onun güneşin oğluymuş! Kiliseyle evli ise kilise dişil olan gök, oylum! Tañrı sözcüğünün bileşeni ya da dalı. Gelin sözcüğü görüşüme göre gökten inen, eli güneşe uzanan kişi demek. Annemde olduğu gibi Türk kültüründen kopmamış ailelerin kızları, Tañrı sözcüğümüzle bağlantılı olan ve Türkler için çok önemli at üzerinde, başında kırmızı tülbentle gelin olurlar. Göklerde olanı yerde yaşatırlar özetle. NG çift sesli tamgamızı ne yazık ki yeterince ulaştıramadım topluma. N gök, G güneştir ve birliktedirler, ayrılamazlar. Türk anlayışı da böyle olduğu için kadınlarımıza diğer geri topluluklardan ayrı ve saygılı davranırız. Neden budur, başka neden aramayın. Hele dinlerle bağlantı kurulması boş ve anlamsızdır. Kilise kutsal gelin demek güneşle göğün evliliği ve ondan doğan İsa ise yerdeki kişidir! Yer gök ve güneşin evliliği sonucudur özetle. Türkler kişiyi tanımlarken anadan doğma, babadan olma derler. aN eski Türkçede göktür. Analarımız bizi doğurduğu için yaşatan ve yaşayan göğün kızıdır. Katun yine uzak göklerden gelen ata kişidir. Kadın yine adı gökten kişidir. Yine “kadın ana” tanımı bizi yaşatan ve yaşatan adı gökten gelen kişidir. Yine Türk yaradılış söylencelerinde göklere bir ok girdiği ve yaşamın bundan sonra başladığı benzeri anlatımlar vardır. spermin yumurtanın zarını delip embriyonun oluşmaya başlaması gibi Kutsal evlilik budur. Gökle güneşin birlikteliği! Sonunda yaşam başladığı için kutsaldır. Kut güneşten gelen yaşam erkesi-gücü demektir. Kutsal olan yaşamdır. Bunun için başata doğa olmak üzere yaşama saygı duyulmalı ve desteklemeli, doğanın ve yaşamın kurallarına uyulmalıdır. Türk anlayışının özü budur. Güneşle kilisenin gök evliliğinden Got doğar ve dolayısıyla İsa güneşin Got’un oğlu olur. Aynı biçimde Sümer’de Temmuz ile İnanna’ dan baş Tanrı Marduk ve İbrahim. . Not Tanrının oğlu İbrahim adlı bir kitap var sanırım; bu kitabı yazanın Türklük bilimiyle ilgisi yoktur görüşüme göre Bu noktada Gönül Tekinin; “Sümer baş Tanrısı Marduk 50 güç toplar. Yahudiler bu aşamada devreye girer deha imiş ! ve buradan tek Tanrıya yani Rab’ a geçerler.” sözlerine katılmıyorum. Yahudilerin yaptığını açgözlülük ve saptırma olarak tanımlamak daha yerinde olur sanıyorum. Eski ahitteki yaratılış genesis 11 ve Yuhanna 11 deki anlatımlar gerçeğin anlatımıdır bence. Rab’ın aşağı inerek insanlığın tek olan dilini adını vermemiş üstelik karıştırıp anlaşılmaz yapmasını mantıklı bulamıyorum. Sizce ne olabilir? Bu notada belki Türklerde de Karahan’ın oğlu Oğuz Kağan var diyenler çıkabilir aranızda. Ama Tañrı kitaplı dinlerin özel ilahları olmadığından söylence mit kişisi atamız Oğuz Kağan’ı aynı ulamda kategori değerlendiremeyiz. Bu nedenle Oğuz Kağanı bilinçli olarak gerçek kişiymiş gibi düşünenleri, Oğuz Kağanı Zülkarneyn ile eş tutanları şarlatan olarak değerlendiriyorum. “Oğuz Kağan geniş kapsamlı ve olağanüstü güzel bir Türklük bilgisidir. Söylencesi değil ardındaki bilgidir olağanüstü güzel olan! Umarım bu konuyu ileride yazarım.” Oğuz Kağan başta Grek hırsızlarınca çalınıp Zeus yapılmış görünüyor. Güneş bilgimiz de Oz zırvası, gamalı haç, Swastika olarak çalınıp Hintlilerce din uydurulmuş. Bunlar bütün toplumlarda var; ortak kültürdür demek gerçeği yansıtmaz. Türk ya da Türk soyundan olanların dışındakiler çalıntıdır! Bakınız, Değerli okurlarım, çalışmamı iyice ayrıntıya boğup büyütmek istemiyorum. Dileyen araştırıp zenginleştirebilir. Çalışmanın Türklük açısından önemini sonuç bölümünde işleyip sonlandıracağım. 3 Sonuçlar Çalışmayı ana başlıklar biçiminde özetliyorum. -Tañrı sözcüğü kitaplı-kitapsız dinlerle ilgili değildir, onların özel Rab, Got. . İlahlarının eş anlamlısı değildir. -Tañrı 15-20 bin yıllık sözcüktür. Bunu hem kayalar üzerindeki düşünce yazısı ideogram örneklerinden ve kuş biçimli mamut kemiği buluntusuna dayanarak kanıtlayabiliyoruz. -Bu örnekler özellikle kuzey yarımkürede, Meksika’da bile görülmektedir ancak kökeni Türklerdir. İlk olanlar Türklerin yaşadığı coğrafyalarda. - Sümer söylencelerinde ve Mısırda Ra olarak bilinen güneşin bilgisi Türklerindir. Güneş Tañrı sözcüğünün bileşeni ya da dalıdır. Diğeri gök! -Musa’nın asasının kökeni Türklerde de olan yaşam ağacı ve onun öncülü Tañrı bilgisiyle ayrılmaz biçimde bağlantılıdır. -Türklerin Tañrı bilgisi çalıntıyla ve değiştirilip tanınmaz yapılıp dinler kurgulanmış görünüyor. Kanıtlar, olgular bunu gösteriyor. Çalışmanın Türklük için önemine, Atatürk ün güneş dil kuramı ile bağlantısına değinelim. Önce Güneş dil kuramını özetleyelim bilmeyen okurlarım için. “Şüphesiz, üçüncü Türk Dil Kurultayı’na damgasını vuran, Dr. Phil. H. F. Kvergic’in Atatürk’e gönderdiği Türk dilinin başka dillerle ilişkisi konusunda yeni bir teoriye zemin hazırlayan “La Psychologie de queques elements des langues turques” Türk Dillerindeki Bazı Ögelerin Psikolojisi adlı çalışmasından ilhamını alan Güneş-Dil Teorisi’dir”. Bakınız, Türk tarih tezi ile Türk dil tezinin kavşağında güneş-dil teorisi, s. 7 Aynı çalışma, sayfa 8. “Güneş-Dil Teorisinin ortaya koyduğu bu seküler keşif, “Güneşin ilk insanlar için her şeyden üstün bir obje olduğu ve dilin doğuşunda zuhurunda da ilk etkenin amilin güneş bulunduğudur” İnan, 1936; s. 3. Bu sebeple dilin kaynağına yönelik incelemelerde akılda tutulması gereken ilk obje güneştir. Dilin kaynağında ilk insanın güneşe bakıp “Aa” demesi yatar. Bu “Aa” veya Türkçe yazımıyla “ağ,” Türkçenin birinci dereceden köküydü. İlk insan başlıca mefhumlarını güneşten almıştı.” Aynı çalışma, s. 8,9. “Bu teoriye göre, ilk insanlar bütün bu maddî ve fikrî varlıkları, güneşe verdikleri isimle birbirlerine anlatırlardı. Bu o kadar açık bir şeydi ki, herhangi bir kelimenin etimolojik analiziyle, o kelimede güneşle ilgili 393 yukarıda zikredilen mefhumlardan biri bulunabilirdi. Bu teori esasında, dünyadaki mevcut bütün dillerin bir asıldan gelmiş olduğunu varsayan Monogenesis bir teoridir. Buna göre bütün dillerin kaynağında genel bir dilin varlığı söz konusudur. Bu dil, hiç kuşkusuz, Türkçedir Tankut, 1936a.” Açıkça görüldüğü gibi GDK güneş dil kuramı vardır, kuram Atatürk’ündür! Ulus gazetesinde adsız makaleler yazan Atatürk’tür. Kuram hem dilin kökeninde güneşin olduğu savıyla, hem de Türkçenin ilk dil olduğu savıyla gerçektir! Kuşkum yok! Bu denelerin karşısında olup dayanaksız ve duygusal tepkiler gösterenler Türk ve Atatürk karşıtıdır. “Türk sözcüğünde, Tañrı sözcüğünde, Göbekli tepede atalarımızın aktardıklarıyla, 20 000 yıllık mamut kemiği üzerindeki kalın R tamgamızın öncülü ve güneşle ilgili kavram yazı örneğiyle, kayalar üzerine kazınmış örnekleriyle, toprak kaplar üzerine kazınmış örnekleriyle aktarılan hep güneştir, onun bilgisidir. A yazacının harf kökeninde Türk var, Mısır Tanrısı Ra’nın kökeninde Türk var. A dan Z’ye yazaçların kökeninde Türkler, Türk aklı var. Ulus adımız Türk sözcüğündeki “K” de güneşi simgelemektedir. Bütün bu gerçekler GDK’ yı kanıtlamaya yeterlidir kanımca. Eksik olan bu gerçeğin işlenip varsıllaştırılması, güçlendirilip duyurulmasıdır. Görev atasının, güneşin çocukları olan Türklerindir.” Çalışmamız sonlanıyor. Yeniden anımsayıp soralım Kimler Türkçe ile düşün bilim yapılamaz diyenler? Kim onlar? Ama kendi adıma çok kolay ve zevkli olduğunu söylemeliyim. Onların akıllarının Türkçeye ermediğini düşünüyorum! Ya da Türklükle, Türkçeyle sorunlarının olduğunu; aralarının iyi olmadığını! Düşünmek ve bilim en iyi Türkçeyle olanaklıdır. Türkçe olmayan bütün sözcükler Türk için virüstür! Yalansız dildir Türkçe, olmayan görüngülere ad takmaz, doğaldır, açık kaynak dilidir. Kuşkum yok; dilin kökeni ve çok sayıda mitler Türkçenin yardımıyla bilinir olacak. Bunları anlamak ve bilmek isteyenler önce Türkçeyi öğrenmeli! Özenci olmak olağanüstü güzel, düşünürken sınırsızca özgürsünüz; eğer kendinizde buna engel yoksa! Yaşasın ana ve ata dilimiz Türkçe. Türklükle, sevgiyle, aydınlıkla kalın. O ya da Gün eşısıtsın, aydınlatsın hepimizi! Not Bağlantısı verilen çalışmalarımda A” tamgamız için ek açıklamadır. Bildiğiniz gibi çalışmalarımda A’ yazacının kökeninin İbranilerin Öküzünden alfa > A olmadığını öküz AAA sesi veremez!, Türklerin atının devinimiyle ilgili olduğunu belirtmiştim. Soldaki şekil atı ve devinimin simgeler. Alttaki çemberin 1>2 çizgileri atın arka bacaklarının itmesini 1 sağ yan, 2 sol yan, 3>4 ise çekmeyi simgeler. A’ devinimi, a’ atın ayağının yerdeki izini; T’ toprağı, t’ ayağımızı simgeler. Ankara ili, Güdül ilçesi, Salihler köyü kırsalındaki at resimyazısında A’ şeklinde kazınmış bu tamgamız! Latinler olduğu gibi almışlar yani. Öküz öyküsü şarlatanlıktır açıkça. Not Yukarıdaki yazının telif hakkı 5836 Fikir ve Sanat Eserleri Yasasına göre yazarınındır. Tümüyle alıntılanamaz. Bir bölümünden alıntı yapılacaksa kaynak belirtmek zorunluluğu vardır. Allah Allah Allah Allah Allah Allah Allah Allah Hazreti Ahmed Haktır Muhammed cümleye rahmet Efendim aşk meydanında Hazreti Âdem tevbede her dem gözlerinde nem Efendim aşk meydanında Hazreti Eyyub dertlere meclub dermana matlub Efendim aşk meydanında Hazreti Lokman dertlere derman hakimdir her an Efendim aşk meydanında Hazreti Musa elinde asa Haktan bir nida Efendim aşk meydanında Hazreti İsa nefesi deva hastaya şifa Efendim aşk meydanında Medet ya ilahel âlemin müflisim geldim sadakatle kapına ya Medet Ya İlâhel Alemin Müflisim geldim sadakatle kapına Ya Celil! Nerde Musa, nerde İsa, nerde Yahya, nerde Nuh? Suçlusun mademki, Sıddık tövbe et Mevlâm Celil! Senin zülfün zincir ise Huu Mevlâm Huu! Divanesi benim daiim Huu Mevlâm Huu! Senin aşkin ateş ise Huu Mevlâm Huu! Pervanesi benim daim Huu Mevlâm Huu! Yeminime yemin olsun Huu Mevlâm Huu! Peymânesi benim daim Huu Mevlâm Huu! Aşkınla bizzat sen oldum Huu Mevlâm Huu Bîgânesi benim daim Huu Mevlâm Huyu! Allahhümme salli alel Mustafa Bediul Cemali ve Bahril Vefa. Ve salli aleyhi Kema yenbeği. Es Sadik Muhammed Aleyhis Selam Mehmet Öncel Sitemizde sanatçıya ait toplam 20 eser bulunmaktadır. Sanatçının sayfasına gitmek için tıklayın. Muhammed İlasi Sözleri’ni sizinle paylaşacağımız bu yazımızda. Hz. Muhammed İlahi Sözleri, On Sekiz bin Aleme Rahmet İlahisi, Muhammed İlahisi hakkında bilgiler elde edebilir. Ayrıca İslami İlahiler ve İslami İlahi sözleri alanında da sitemizde ilahiler inceleyebilir ve sevdiğiniz ilahilere puan verebilirsiniz. Muhammed İlahisi İndir sözleri ile bu ilahilerin güzel yönlerine de sizleri dikkat çekmek isteriz. 25 Kasım Cumartesi Günü saat 1900’da Prof. Dr. Nihat Hatipoğlu’nun konuşmacı olarak katılacağı ve Alemlere Rahmet Peygamber Efendimiz Hz. Muhammedi bizlere anlatacağı konferans ve ilahi dinletisine tüm hemşehrilerimiz davetlidir. Hz. Muhammed son peygamber, Kur’an son ilahi kitap ise, artık hiç kimsenin “kurtarıcı” olarak, Allah adına konuşma hakkı ve yetkisi olamaz.. Varlıkta, yoklukta, sevâba gayrette, günahtan sakınmakta, son nefese kadar sabır lâzımdır. Zira bunların hepsi ilâhî imtihan vesîleleridir. Kur’an, Allah’ın buyruklarının özlü bir şekilde zikredildiği ilahi bir kelamdır; emirlerinin nasıl ve ne şekilde yapılması gerektiğini de son peygamberi Hz. Muhammed’in sözleri, fiilleri ve takrirleriyle müminlere öğretmiştir. Oryantalist ve misyonerler hareket noktası olarak kendi dinlerinin hak-tek doğru bakış açısına sahip olmaları, ateistler ise materyalist ve metafiziği reddederek olaylara baktıkları için daha araştırmaya başlamadan Hz. Muhammedi peygamber, Kuran’ı ilahi kitap olarak görmezler. MAİDE ki “Ey kitap ehli! Sadece Allah’a, bize indirilene ve daha önce indirilmiş olan ilahi kitaplara inandığımızdan ve çoğunuzun da fasıklar olmasından ötürü bizden hoşlanmıyorsunuz.” İşlerin ehline teslim edilmesine dair ilahi hüküm var.. Bu hükmü ilk icra eden, Mekke’nin Fethi sırasında Kabe’nin anahtarlarını ve bakımını o işte tecrübeli olduğu için, o an için halen müslüman olmamış bir kişiye bırakan Hz. Muhammed’dir.. Çünkü maddi lezzetler bedenîdir,anlıktır ; Manevi lezzetler ise Ruhani’dir, ebediyete muteveccihtir Rıza i ilahi yolunda bir dk, sair bir ömre bedeldir! On sekiz bin âleme server olan Muhammed Otuz üç bin ashaba serdar olan Muhammed Yokluğa yoksulluğa kanaat eden Muhammed Asi olan ümmete şefaat eden Muhammed Yâ Muhammed Muhammed vessalatü vesselam Seher vakti uyumaz tilavetli Muhammed Garip ile yetime mürüvvetli Muhammed Yoldan çıkmış olana hidayetli Muhammed Darda kalan ruhlara kifayetli Muhammed Yâ Muhammed Muhammed vessalatü vesselam Allah’ın sevgilisi ibadetli Muhammed Tesbihiyle gönülden riyazetli Muhammed Şeytana şeytanlara siyasetli Muhammed Yüce Hakk’ın yolunda hakikatli Muhammed Yâ Muhammed Muhammed vessalatü vesselam Arş u kürsi pazarı inayetli Muhammed Sekiz cennet sahibi velayetli Muhammed Miskin Ahmet kuluna kitabetli Muhammed Yetim, fakir, garibe sehavetli Muhammed Yâ Muhammed Muhammed vessalatü vesselam Adama şunu sorarlar İbadet yeri ise, ilahı kim? Müslüman isen bunu kullanmandaki kasıt eğer ibadet yeri ise Şirktir. Kasıt olmadan ağzımızdan çıkan her sizden de sorumlu olduğumuzu hatırlatırım. Seni veren Allah’a hamdolsun, üzerinde at koşturduğun topraklar kutlu, ilahi kelimetullahı yaymak için gösterdiğin cesaret ilelebet islam aleminin ışığı olsun. Felsefe yaparken batılı filozofların yaptığı gibi üstünlük taslamak mıdır mesele yoksa ilahi vahyin sorunları tespit edip yine vahyin kendisinde kişilik/hayat kazandığı Muhammed peygamberin eliyle sorunları çözmek midir? Bir önceki yazımız olan Kardeşimle Omuz Omuza İlahi Sözleri başlıklı İlahi Sözleri Kardeşimle, Kardeşimle Omuz Omuza ve Kardeşimle Omuz Omuza İlahi hakkında bilgiler kelimelermuhammed ile ilgili ilahi sözleriPeygamber Efendimizin En çok SEVDİĞİ ilahiefendimizle ilgili ilahi sözlerihz muhamedin ilahileri sözMuhammed ile ilgili illahiler sözleriPeygamberimiz ile ilgili illahi sözleri

hz musa elinde asa ilahisi sözleri