helal ve haram ile ilgili kısa hikayeler

Hz.Süleyman Aleyhisselam ve baykuş. helal ve haram ile ilgili kısa hikayeler , Peygamber ve helal kazanca dikkat etmeyen adam , Helal kazanç ile ilgili kıssa Bu kategoride yer alan Çeçen komutanı gavs-ı sani hz. başlıklı yazımızı da okumanızı tavsiye ederiz. Gazozlar mevzuu, helal gıda ile alâkalı tartışma mevzularından biridir ve değişik zamanlarda tekrar aktüel olarak gündeme gelmektedir. 29.6.2012 tarihli gazetelerde de, Fransa’da tüketici haklarından sorumlu kamu kuruluşu olan Millî Tüketim Kurumu (INC) tarafından gazoz cinslerinden biri olan Coca-Cola’nın gizli formülünde yer alan bazı katkı maddelerinin CumaHutbesi 22 Aralık 2017. HELAL HARAM DUYARLILIĞI. Cumanız Mübarek Olsun Aziz Müminler! Yüce Rabbimiz, okuduğum âyet-i kerimede şöyle buyurmuştur: “Ey iman edenler! İçki ve. benzeri şeyler, kumar, dikili taşlar ve fal okları ancak, şeytan işi birer pisliktir. Onlardan kaçının ki kurtuluşa eresiniz.”1 Peygamber 1day agoEn iyisi tek arabayla gitmekti, ama bir arabayı nerede ve kime bırakacaktık. Arabayla yolda giderken, Nurhak’ varmıştık. Ani bir kararla, mevcut bir caminin avlusuna girdim. Cami İmamına, şakayla karışık “hocam al sana bir anahtar ve bir araba ister bin ister sat, ne yaparsın yap!” dedim. HARAMNEDİR? Haram, Cenab-ı Allah tarafından kesin olarak yasaklınmış olan şeydir. Haramın özelliği; çirkindir, faydasızdır, zarar verir. Kur’an’da şöyle buyrulur. “Kendileri için nelerin helâl kılındığını sana soruyorlar, de ki: Bütün iyi ve temiz şeyler size helâl kılınmıştır.” (Mâida Sûresi : 4) Hz Site De Rencontre En France 100 Gratuit. Helal ve Haram Hakkında Temel Bilgiler Helal ve Haram Hakkında Temel Bilgiler / Mohammad Mazhar Hussaini / Gimdes Yayınları Mohammad Mazhar Hussaini tarafından yazılan kitabın çevirisidir. “Helal rızık, temiz beslenme, hakça kazanç, sağlıklı yaşama” konularına değinmektedir. Helal beslenmenin bir yaşam biçimi olduğunu ve genç yaşta öğrenilmesi gerektiğini savunarak çocuklar için yazılmış bir kitaptır. Helal ve Haram Hakkında Temel Bilgiler Mohammad Mazhar Hussaini Bir sonraki kitap için👉 Yazı dolaşımı Hikayemizi Okuyan Kişi Sayısı bir kız sevmiştim hala seviyorum adı Gül çiçek, Çok güzel biriydi, Dinine düşkün Başörtülü bir kızdı. Karşı apartmanda oturuyordu, Balkonları bizim camın en köşesinden Biraz da olsa görünüyordu, Her akşam gölge gelince Balkonda kitap okurdu Saatlerce, bazen Kur’an okuduğuna da şahidim, Sesi de çok güzeldi, Çok’u ve güzeli sadece gül çiçek için Yan yana kullanabilirim bir günCesaretimi toplayıp karşısına çıktı bakkaldan eve dönüyordu, Elinde poşetler, centilmenlik yapayım alayım dedim, Yardımcı olmama izin vermedi, ”Sizinle konuşmak istiyorum dedim Sadece 10 dakika biraz Lütfen”, başını öne eğdi, Yüzüme bakmıyor, Gözlerinin gözlerime dokunduğunu hiç görmedim hiç hissetmedim nasıl Bir titreme, ”ne oldu ne amaçla dedi”, ”Size aşığım dedim” , çıkı verdi ağzımdan, Belki biraz daha ağırdan almalıydım hoşlandım desem belki de olacaktı bu iş Aşığım deyince korktu tabi, ”Sizinle konuşamam Caiz değil dedi” ”lütfen çekilin önümden”, ”Caiz mi O ne demek”, ”Ek olarak bu soruyu sorduğunuz için bile aşkınıza karşılık vermem”, uzaklardan seyretmeye tahammül edecektim, Gitti, Sesini özleyecektim gitti, Ne de güzeldi gidişi, Acaba ne kastetmişti, Caiz ne demekti. Farklı bir dilden gün sokaktan taşınacağını öğrendim, Ailesiyle birlikte Yalova’ya yerleşiyorlarmış, Emekli olmuş babası, Daha sakin bir şehirde, Daha sakin bir hayat istiyormuş. Üzüntüden öldüm sandım bıçağı alıp tenimi değdirince hala nefes aldığımı anlamam uzun sürmedi, Annem görünce intihar ediyorum sanıp ağladı ama ben ona sarılıp Teselliye başladım hemen, yanlış anlaşılmaya Mahal yok, Gitti anneciğim…, Gitti göremeyeceğim onu bir daha, Gitti…, Onunla evlenemeyeceğim, Gitti Anne gitti…, Ya unutursam…Merak içi mi değişti, internetin başına geçtim ve Caiz ne demek onu araştırdım, Caiz; Genel olarak, Ruhsat verilmiştir, Günah değildir manasındaymış, Bizim onunla konuşmamız günah mı geçti araştırmalarım sonunda kalbimi Allah sevgisi kapladı, Bir ayetin ortasına düştüm Ve Kendimi oradan Kurtarmak istemedim. Kalpler Allah’ı anmakla mutmain olur Rad suresi, Sureler ezberleyip, Abdest almayı öğrendim, Namaz kıldım, Kur’an okudum, Gülümsedim sadaka dağıttım, Her şey çok hızlı ilerliyordu, Anladım ki Allah’ın yolunda bekleme yoktu..Aylar sonra bir camiden çıkarken, Gül çiçeği rastladım Ayaklarım titredi durdum, Allah dedim içimden onlarca kes Allah dedim, Kaç saniyede bir Allah denile bilirdi, Ona bakmamalıydım, Göz zinası İslam’da haramdı. Ayaklarımla temas kurdum Yürüyüp Evimin yolunu tuttum. Akşam annem geldi Beni görücü usulü bir kızla tanıştırmak istediğini söyledi, Onunla evlenirsem Çok iyi bir yuvam olurmuş, Ahlaklı Güzel ve şefkatli bir eş, Gül çiçeği unutmanın sağlıklı bir yöntemi idi belki de, Tamam dedim, Olsun, içeriye girdim Mavi bir elbise içinde Başörtülü bir kız Arkası dönük duruyordu, Selamünaleyküm, Aleykümselam dedi, Yüzünü bana çevirdi, Artık Caizdir Konuşabiliriz…Hikayeler KategoriKısa Hikayeler İbretlik Hikayeler Dini Hikayeler Aşk Hikayeleri Başarı Hikayeleri Gerçek Yaşam Hikayeleri Sizden Gelen Hikayeler Yaşam Tadında Kısa Hikayeler YoutubeHikayemizi Dinlemek İstermisiniz? KISA HİKAYELERSeverek Okuduğunuz hikayelerimize Android uygulamamızı indirerek cep telefonlarınızdan ve Tabletlerinizden Rahatlıkla Ulaşa Bileceksiniz. Çocuğun yediği helal, giydiği haram; atasözünü anlamı ve cümle içinde kullanmak. Ayrıca Açıklama ve kompozisyon yazmak. Çocuğun yediği helal, giydiği haram. Çocuğun sağlıklı, dinç ve güçlü olması için iyi beslenmeye ihtiyacı vardır. İyi beslenmeyen çocuk kimi hastalıkların pençesine kolayca düşebilir ve sağlıklı bir gelişim gösteremez. Bu bakımdan onun gelişip büyümesi, iyi beslenmesi için ne kadar para harcansa yerindedir. Ama ona pahalı giysiler almak doğru olmaz. Çünkü çocuk bunları hem hor kullanır hem de çabuk büyüdüğü için giysi uzun süre kullanılamaz. Böyle beş-altı ay sonra değiştirilmesi gerekecek bir çocuk giysisi için büyük paralar harcamak manasızdır. Kısaca anlamı Çocuğun iyi beslenmesi için ne kadar para harcansa yerindedir. Çünkü büyümesi, gelişmesi yemesine, dengeli beslenmesine bağlıdır. Ama pahalı elbise giydirilmesi doğru değildir. Çünkü çocuk giyeceği hor kullanır; kirletir, yırtar. Elbise korunsa bile beş, altı ay sonra çocuğa küçük geldiğinden yine kullanılamaz. Cümle İçinde Örnek Kullanımı Ben küçükken babam hep anneme çocuğun yediği helal, giydiği haram derdi. Açıklama ve kompozisyon Herşeyden önce çoçukların sağlıklı, dinç ve güçlü olması için iyi beslenmeye ihtiyacı vardır. Bu sebeple çocuğun iyi beslenmesi için ne kadar para harcansa yerindedir. Çünkü sağlıklı beslenme çocuğun bedensel, sosyal ve duygusal gelişmesi ve davranışları üzerinde önemli bir rol oynamaktadır. Ancak giyim için yapılan hesapsız harcamalar doğru değildir. Çocuk giydiği elbisenin kıymetini bilemez, hor kullanır, kirletir ve paralar. Ayrıca gittikçe büyüdüğü için bugün kullandığını yarın da kullanamaz. Bu sebeple gerekli olan dışında çocuğu pek pahalı giysilerle donatmak yanlıştır. Bu nedenle bu dönemde yeterli ve dengeli beslenme kadar, iyi geliştirilmiş beslenme alışkanlıkları edinmek de çok önemlidir. Çocuğun bu yaşlarda kazandığı sağlıklı beslenme alışkanlıkları hayatının sonraki dönemlerini etkileyerek ileride ortaya çıkabilecek beslenme sorunlarını önlemede temel çözüm yolunu oluşturmaktadır. Not Bu atasözüyle ile ilgili bir cümle veya bir bilginiz varsa aşağıda yorum kısmına yazarak başkaların okumasına yardımcı olabilirsiniz. Secdem İbretlik dini hikayeler, ders veren ve ders alınacak kısa dini hikayeler burada. Peygamberimizin güzel sözleri ve öğütleri “Bir gün Rasûlüllah yanına bir adam geldi ve şöyle dedi – Yâ Rasûlallah! Ben, seni kendi canımdan ve ailemden daha çok seviyorum. Evde olduğum zaman, seni hatırlıyor, sabredemiyor ve seni görmek için hemen yanına geliyorum. Sonra da kendi ölümüm ve senin vefatın aklıma geliyor. Biliyorum ki sen, cennette di­ğer peygamberlerle beraber yüksek makamlarda bulunacaksın. Ben ise cennete girsem bile seni orada görememekten korkuyorum. Hz. Peygamber efendimiz, bu sözlere nasıl cevap verebileceğini düşünürken, Cebrail geliyor vahyediyor “Kim, Allah’a ve peygambere itaat ederse, işte onlar; Allah’ın kendilerine lütufta bulunduğu peygamberler, sıddîklar, şehidler ve sâlih kişilerle beraberdirler; bunlar ne güzel arkadaşlardır!” Peygamber Efendimizin hadisleri Enes b. Mâlik’’in rivayet ettiği, Peygamberimiz’in hayata ve insana bakışını özetleyen hadis-i şerif “Bir gün Rasûlüllah beni karşısına alarak şöyle öğütte bulundu “Yavrucuğum! Eğer kalbinde kimseye karşı kin beslemeden sabahlayabiliyor ve akşamı edebiliyorsan bunu yap. Yavrum! İşte bu benim sünnetimdir. Benim sünnetimi ihya eden, beni sevmiş olur. Beni seven de cennette benimle beraber olur. Sevgili Peygamberimiz hadis-i şerifi “Sizin en hayırlınız kadınlara karşı en saygılı ve hayırlı olanınızdır.” Ebu Hureyre Sevgili Peygamberimiz şöyle buyurduğunu rivayet ediyor “Cenab-ı Hakk kıyamet günü huzuruna aldığı insana şöyle seslenecek ’Ey insan! Sen dünyadayken ben hastalanmıştım da sen beni ziyaret etmemiştin. Niçin beni ziyaret etmedin?’ İnsan da şöyle cevap verecek ’Ey Rabbim! Sen âlemlerin Rabbisin, hastalanmaktan münezzehsin, ben seni nasıl ziyaret edebilirdim?’ Bunun üzerine Cenab-ı Hakk şöyle buyuracak ’Evet, fakat falan kulum hastalanmıştı da onu ziyaret etmemiştin, eğer onu ziyaret etseydin beni onun yanında bulacağını bilmiyor muydun?’ Yine Cenab-ı Allah, ’Ey insanoğlu! Dünyadayken senden yiyecek istemiştim de sen bana vermemiştin. Niçin benim karnımı doyurmadın?’ diye soracak. İnsan da; ’Ey Rabbim, Sen âlemlerin Rabbisin, ben Senin karnını nasıl doyurabilirdim?’ diye cevap verince Cenab-ı Hakk şöyle buyuracak ’Evet, fakat falanca kulum senden yiyecek istediğinde ona vermemiştin, şayet onun açlığını giderseydin beni onun yanında bulacağını bilmiyor muydun?’ Yine Cenab-ı Hakk; ’Ey insanoğlu! Dünyadayken senden su istemiştim de sen bana su vermemiştin. Niçin bana su vermedin?’ diye soracak. İnsanoğlu; Ey Rabbim, Sen âlemlerin Rabbisin, ben Sana nasıl su verebilirdim?’ deyince, Yüce Allah şöyle buyuracaktır ’Evet, ama filanca kulum senden su istediği halde ona su vermemiştin, eğer onun susuzluğunu gidermiş olsaydın, beni onun yanında bulacaktın. Sevgili peygamberimizin tavsiyeleri “Beş şey gelmeden önce şu beş şeyin kıymetini bilin! Ölüm gelmeden hayatın, hastalık gelmeden sağlığın, meşguliyet gelmeden boş vaktin, ihtiyarlık gelmeden gençliğin ve fakirlik gelmeden önce zenginliğin.” Bir başka hadis-i şerifte o bizleri şöyle uyarır “İnsanın kıymetini bilmeyip aldandığı iki büyük nimet vardır Vakit ve sağlık.” İş ve ticarî ilişkilerimizle ilgili Peygamber Efendimiz sav sözleri “Doğru söyleyen ve güvenilir tüccar, kıyamet gününde Peygamberler ve sıddıklarla birlikte olacaktır.“ Sevgili Peygamberimiz bir gün, ölüm döşeğinde yatmakta olan bir genci ziyaret ederek ona “Kendini nasıl buluyorsun?” diye sorar. O da “Ey Allah’ın Resulü! Vallahi, ben Yüce Rabbimin rahmetini ümit ediyorum, ama günahlarımdan da korkuyorum.” diye cevap verir. Bunun üzerine Hz. Peygamber “Böyle bir durumda olan bir kulun kalbinde bu iki husus birlikte yer almışsa, muhakkak ki Allah, ona ümit ettiği şeyi verir, korktuğu şeyden de emin kılar.” buyurur.” Bir gün Sevgili Peygamberimiz abdest almakta olan Sa’d b. Ebi Vakkas’ın yanına uğrar. Abdest esnasında onun suyu fazla kullandığını görür ve ikaz ederek “Bu ne israf!” buyurur. Sa’d, “Abdestte de israf olur mu ya Resûlallah?” diye sorunca efendimiz “Evet, akan bir nehirden bile abdest alsan israf olur” şeklinde karşılık verir. Kurban bayramı gününde kurbanını keserek fakir ve yoksullara dağıtılmasını isteyen Sevgili Peygamberimiz ile Hz. Âişe validemiz arasındaki şu diyalog geçer Kurbanı fakir ve yoksullara dağıttın mı ey Âişe?Evet, hepsini dağıttım; bize sadece şu bir parça kürek kemiği kaldı, yâ Rasûlallah!Desene Âişem, bu kürek kemiği hariç, aslında diğer dağıttıklarımız bize kalmış! Nitekim Halid b. Zeyd rivayet edildiğine göre bir adam Hz. Peygamber’e gelerek ; “Yâ Resûlallah! Benim cennete girmemi sağlayacak bir amel söyler misin?” diye sordu. Peygamberimiz de; “Allah’a ibadet eder ve O’na hiçbir şeyi ortak koşmaz, namazını kılar, zekâtını verir ve sıla-i rahim eder, yani akrabalık ilişkilerini sürdürürsen cennete girersin.” buyurdular. Efendimiz bir hadis-i şeriflerindeki akrabalık ilişkileriyle ilgili sözleri; “Yakınlarınızı tanıyın ve onlarla iyi ilişkiler kurun. Zira sıla-i rahim akrabalar arasında sevgiye, malda bolluk ve berekete, ayrıca ömrün uzamasına vesiledir.” buyurmuşlardır. Yine henüz on yaşlarında bir çocuk iken, Hz. Peygamber terbiyesinde yetişen Enes b. Malik dualarının kabulü için Efendimiz’den öğüt almak istediğini şöyle anlatmaktadır “Dedim ki Yâ Rasûlallah! Beni duası kabul edilen bir kimse kıl!’ Resûlüllah Efendimiz de; “Ey Enes! Kazancını helâl, kıl ki, duan kabul edilsin! Zirâ ağzına haram lokma götüren bir kimsenin kırk gün duası kabul edilmez.” buyurdu. Sahabe-i Kirâmdan Ubâde b. Sâmit ra, Ramazan ayına girildiği böyle bir günde Allah’ın Elçisi’nin kendilerine şöyle seslendiğini rivayet ediyor “Ey Mü’minler! Ramazan ayı size bereketiyle geldi. Allah bu ayda size rahmetini indirir, hatalarınızı yok eder. Bu ayda duaları kabul eder. Allah Teâlâ sizin ibadet, hayır ve hasenat ile birbirinizle yarışmanıza bakar ve meleklerine karşı sizinle övünür. O hâlde iyilik ve hayırdan yana Allah Teâlâ’ya kendinizi gösterin. Ramazan ayında Allah’ın rahmetinden kendisini mahrum eden kimse gerçekten bedbaht bir kimsedir.” Peygamberimiz oruç ile ilgili sözleri “Oruçlunun susması tesbihtir. Uykusu ibadettir. Duası makbüldür ve yaptığı ibadetlerin karşılığı da kat kat verilecektir.” “Kim Allah için bir gün oruç tutarsa, Allah yetmiş yıllık bir mesafe kadar onu cehennem ateşinden uzaklaştırır.” Sevgili Peygamberimiz Hz. Muhammed de “Kim inanarak ve sevabını Allah’tan umarak ramazan orucunu tutarsa önceki günahları affedilir.” buyurmuştur. Sevgili Peygamberimiz bir hadisinde anne baba rızası ile ilgili; “Allah’ın rızası, anne-babanın rızasında, Allah’ın öfkesi de anne-babanın öfkesindedir” buyurmuşlardır. Resulullah sav’in misafirle ilgili sözleri; “…Kim Allah’a ve ahiret gününe inanıyorsa, misafirine ikram etsin…” “Şu üç kişinin duası kesinlikle geri çevrilmez Mazlumun duası, misafirin duası ve ana-babanın evladına olan duası” söz, müzik zülfü livaneli, kısacık hkayeler insanların yüzünde saklı kalan..."...neler anlatır nelerkısa hikayelerinsanların yüzleriyüzlerindeki kederevde kalmış bir kızınbuğulu camlarında kalansolgun hayallerkısa hikayelerdar gelirli memuradünyayı dar getirendüşük omuzlarındakısa hikayelerben bunu söyleyinceakan sular dururder gibi yürüyenlerkısa hikayelerokunmuş okunacakkitapları yazanlaryazıları basanlarkısa hikayelerötüşlü ötüşsüz kuşlargurbete gelip gideryorgun kanatlarındakısa hikayelerinsanlar güzelinsanlar solgunölümler gibi durgunkısa hikayeler..." livaneli'nin saat dört yoksun adlı albümünden bir parça,ama albümün diğer parçalarının yanında biraz sönük kalıyor. dağlarda gezen bir bilge kadın, nehirde değerli bir taş gün kendisi gibi bir seyyahla karşılaşmış. ama seyyahın karnı kadın torbasını çıkarmış ve yemeğini onunla paylaşmış. aç seyyah, bilge kadının torbasındaki değerli taşı görmüş ve taşı çok beğendiğini söyleyip onu kendisine vermesini istemiş. bilge kadın hiç tereddüt etmeden taşı ona karşısına çıkan bu şansa çok sevinip, bilge kadının yanından ayrılmış. taşın, yaşamının geri kalan kısmını güvence altına alacak kadar değerli bir taş olduğunu bundan uzun yıllar sonra seyyah, uzun uğraşların sonunda bulduğu bilge kadının karşısına yeniden bilge kadına, "senden bu taşı değil, bundan daha değerli bir şeyi istiyorum. bana onu verebilir misin?" kadın, seyyahın kendisinden ne istediğini sorunca, seyyah yanıtlamış "bu taşı bana vermeni sağlayan şeyi." birazdan okuyacağınız hikayeyi ilk defa duyacaksanız bende ilk defa yazacağım hikayenin şu an için konusunu bilmiyor vira bismillah..akşam akşam yine akşam diyerek kapının deliğine anahtarı soktu adam içeri girip kimsenin olmadığ eve selamını verdi.. marketten aldığı ton balığı limon ve ekmeği mutfağa bırakıp ketılın içine suyunu koydu düğmesini ateşledi..üzerine değiştirip geldiğinde ketıl kaynamıştı hızlı olsun diye neskafesinden birini açtı bir bardak çıkardı kahveyi döktü.. sonra ekmeğin arasına nevaleyi güzelce yatırdı.. bir gazete kağıdı çıkarıp üzerine malzelemeleri koydu.. telefonunu açıp bir yandan sosyal medya hesaplarını dikizlemeye başladı.. kurt gibi açtı ama öncelik kim nerede kiminle ona bakacaktık.. sonra boğazına düğlemdi her lokma çünkü ömrü boyunca hep başkalarının hayatını dikizlemekle geçmişti hayatı.. ağustos 22, 2016zaferini çalmak"yirmi altı yaşındaydım. amerika'ya yeni gitmiştim. osgood'un araştırma asistanlığını yapıyorum. aynı odada john ve gary adında iki asistan daha var. bir cumartesi günü ofise gittiğimde halının üstünde emekleyen bir oğlan çocuğu gördüm. gary oğlunu getirmişti. herkes kendi işini yapıyordu. ben de masama oturdum. çalışmaya başladım. odada oldukça alçak meşin bir koltuk vardı. fark ettiğimde, çocuk ona çıkmaya çalışıyordu. bir bacağını atıyor tutunuyor ama bir türlü koltuğa çıkamıyordu. çocuk bunu dört beş kez denedi. baba bir yandan çalışırken bir yandan göz ucuyla oğlunu takip ediyordu. john ise hiç ilgilenmiyordu. tamamiyle kendi işiyle meşguldü. çocuk yine deneyip çıkamayınca yerimden kalktım. çocuğun koltuk altlarından tuttum. ''hoppa!'' dedim ve onu meşin koltuğun üstüne bıraktım. çocuk hiç beklemiyordu. önce şaşaladı. sonra koltuğun üstünde öyle kalakaldı. o zaman bilmiyordum. ama şimdi biliyorum. benim anlam çerçevem içinde o küçük çocuk benim yeğenimdi ben de onun amcası. içinde büyüdüğüm kasabanın anlam çerçevesi o çocukla aramızdaki ilişkiyi öyle tanımlamıştı. yeğenim koltuğa çıkmaya çalışıyordu ve amcası olarak ona yardım etmek bana düşerdi. çünkü babası gary ve amcası john bir şey yapmaya pek niyetli gözükmüyordu!!! vazifesini yapmış bir amcanın mutluluğu içinde gülümseyerek gary'e baktım. ''neden yaptın?'' diye sordu. vazifesini yapmış bir amcanın rahatlığı içinde ''çıkmaya çalışıyordu'' dedim. gary ''ben de biliyordum çıkmaya çalıştığını... sen niye yaptın?'' diye üsteledi. şaşırdım ve sinirlendim. içimden bu amerikalılara iyilik yaramıyor diye düşündüm. ama merak etmekten de kendimi alamıyorum. sonra sordu ''sen ne yaptığının farkında mısın?'' içimden yine sinirlendim. istanbul psikolojiyi bitirmiş, iki yıl asistanlık yapmış, aydın bir insandım. ne yaptığımın farkında olmayacak biri değildim. ''bak'' dedi. ''çocuk koltuğa çıkacağına inanıyordu. belki yarım saat, belki bir saat uğraşacaktı ama eninde sonunda çıkacaktı. öyle ucundan tutmuyordu. çıkacağına inanmış biri olarak kedi yavrusu gibi tutunmuştu. bırakmayacaktı. deneyecek, deneyecek, en sonunda çıkacaktı. çıkınca dönüp bana bakacaktı. ben de ona çıktın diyecektim. sonra inecekti. yine uğraşacaktı. bir saatte çıktığını belki yirmi dakikada çıkacaktı. bugün bütün gün onunla uğraşacaktı ve belki de beş dakikada çıkar hale gelecekti. bu onun bugünkü zaferi olacaktı. sen onun zaferini çaldın!''öylece bakakaldım. bu hayatımda hiç unutmayacağım bir ders olmuştu musunuz iki hafta sonra gary'e sordum. neden sadece ''çıktın!'' diyecektin??? neden ''aferin sana oğlum, alkış alkış'' değil??? verdiği cevabı hiç unutmayacağım; ''ben zaferine sadece tanık olurum. onun benden aferin almak için başarı peşinde koşması doğru değil. kendisi için başarır ama benim bildiğimi, gözlediğimi, tanık olduğumu bilir!!!" doğan cüceloğlu - gerçek özgürlük perdeyi havalandıran rüzgarla beraber kuş cıvıltıları odayı dolduruyordu. nefes alış verişini dinledim önce. huzurlu görünüyor. gözlerimi hafif araladığımda kumral tenine kirpiklerine güneş değiyordu. biraz kıpırdandı. güneş bulutun arkasına gizlendi. konuşmuyordu. aramızda ki yüzyıllık zamanı ve yolu yokedermişcesine vücudumu kendine doğru çekip sıfırlıyor. ellerim saçlarının arasında tane yıldız düşmüş saydım..dudağımın kenarına gelip yerleşiyor. nefesi nefesimde. şehir uyanmak üzere.. anın fotoğrafını çekip yerleştiriyorum beynimin ne adamlar sevdim sevdim zaten yoktular çekmecesine. yarı uyanık yarı uykulu bu rüya salondan gelen masalsı akordion sesiyle bitiyor. "bir yerlerde bombaların patlaması ya da şiddetli depremler gerçekleşmesinden daha doğrusu, dünyanın doğal döngüsü dahilinde gerçekleşen kaosun birilerini mutsuz etmesinden korkunç bir haz alıyordu. bu onu kötü biri yapar mıydı, elbette! kötü biri olmaktan gocunur muydu, asla! çünkü dinler, ülkeler, siyasi fikirler ve hatta futbol takımları icat ederek, bir ömürcük misafirliği istilaya çeviren insanoğlundan daha fazla acı çekmeyi hak eden bir canlı daha olmayacaktı. bu yüzden mümin olup cennet dilenmektense, zebani olup kazan karıştırmayı tercih etmek, esasen pek de fena bir fikir sayılmazdı." "bilmem aklıma bir şey gelmiyor öyle" dedi kaşı öteki kaş hizasının üstündeydi ve üstünlük tasladığı da söylenemezdi. merhum bey anlayışla karşıladı ve köstebeğinin adını hilkatzade köstek efendi koymaya karar verdi. elly çaresizce onayladı ve bu durumu dişlerini ön plana taşıyarak göstermenin yeterli olacağı kanısına köstek efendi gözlüğünü burnunun ucuna getirdi ve merhum efendinin elindeki köstekli saate dikkatle baktı. "sanırım gitme vakti geldi bedenimin ey kaygı gütmeyen bilge. uzaklara götürecek bu ayaklar beni ve senin ilmini öğretecek. aydınlatacak genç dimağları ve gözlerini kamaştıracak. göreceksin uzaktan ve yufka ellerini sert bir şekilde vurup rahatsız edici bir titreşim salgılayacaksın." dayanamadı ve hilkatzade köstek efendiyi sırtından nazikçe itekleyerek yoluna gitmesine vesile çıktı köstek efendi, arkasına bakmadı ama görüyordu sallanan baksa da göremezdi. yaratılış icabı olmayan gözleriyle....uzun zamanlar yürüdü, doğru yere geldiğinde durduracaklardı devam etti taa ki. gümüşyeleli dağ gelinciği önünde durana gelinciği sözüne gezersin yaban ellerde yabancıbilmez misin helal haram kazancılütfedip der misin bana doğruyubi kilo bal kaç paradır efendi çantadaki ballarını çıkartıp bir kaşık sundu dağ gelinciğine ve anlatmaya başladı balının şifasını."şimdi efendim, gördüğünüz bal bir çok arının pisliğidir, lakin biz bu pisliği özel cihazlarımızda arıtıp, dezenfekte edip siz değerli varlıklara sunuyoruz ve şifa kapmanıza vesile olup değerli paralarınıza göz koyuyoruz. farkettiyseniz gözümüz yok, hem gerçek anlamda hem mecaz anlamda, ama bakmakta sorumlu olduğum öğrenciler var ve yardım bekliyorlar efendim." dağ gelinciği yelelerinin arasından 100 kağıt çıkartıp sundu köstek efendiye ve balını alıp bebelerinin damağına sürüp şifa bulmaları için ilerledi, kalbindeki umut ışığıyla yolunu aydınlatarak...hilkatzade köstek efendi yine gözlüklerini burnunun ucuna getirdi ve uzaklara baktı. görmesinde daha doğrusu görmemesinde bir değişme olmadığını hışımla geldiği yolu geri döndü ve merhum efendinin ve elly'nin kapısını tekmeledi. olmayan göz kürelerinin yanından yaşlar akıyor ve kalbi deli gibi çarpıyordu. ihanete uğradığına inancı tamdı ve bunun yadsınamaz bir gerçekliğin bütünü olduğunu saygın bir ortamda iyi bir sunum ile elly açtı ve bir ayak tabanı darbesiyle yere köstek efendi gırtlağı parçalanırcasına ses tellerini titreştirip anlamlı sesler çıkardı ve merhum efendinin karşısına çıkmasını rica bey karşısındaydı ve olanlara anlam veremediği sıfatından okunuyordu."ey çığırından çıkmış köstebek anlat derdini kulağıma, neymiş hışmının sebebi anlat ki çözülsün dilim ben rüzgarım demeliyim. yıldırımı anlat baba içinde gök gürlemesi, içinde fistanlar olsun..."sözü yarım kalmıştı bilgeliği uzmanlarca kabul edilen merhum beyin. köstek efendi anlamsız sözleri anlamlandırma çabası göstermeden el içi ile şiddetli darbelere maruz bıraktımıştı, merhum bey halsiz bedenini yere bırakıp düşük zekalı bir köstebeğe hangi mantıkla ilim irfan öğretmeye kalktığını anlamaya çalıştı; lakin efendi balın yolunu aydınlatmadığından dem vurup balın sahte olduğuna inandığını ve bu inancının kendisini bilge yaptığını savundu ve genç yetenekleri bulup onlara pazarlama taktiklerini ve gerekli psikolojik şantajlarını öğretmek için hilkatzade köstek efendi öğretihanesi adında dükkan açtı. ...ve pazarlamanın kitabını yazıp iyi fiyata sattı. ...perdenin aralığından,göz kapaklarını yırtarcasına içeriye süzülen sokak lambasının ışığı uykulu gözlerini adeta istediği şey biraz daha dönüp bu ızdıraplı anı her bitirmek istediğinde bu kez de kabus dolu düşüncelerinin içinde buluyordu çıkmazın içinde debelenip uyumalıydı ya da artık 'uyanmalı'.saat henüz sabahın ilk saatleriydi,çöp arabalarının sesine karışan ezan sesleri,korna sesleri,kepenk sesleri...işkence altında ki gözlerine şimdi kulakları da eşlik dönmek istiyor,yaşamının kısır döngüsü içinde ki keşmekeşe tekrar başlamamak için hem kendine hem sokak lambasına tüm o bağırış çağırışlara o da sessiz çığlıklar ile biraz yürümek,sabahın soğuk havasını iliklerine kadar da olduğu yerden,öylece ardını arkasını düşünmeden demişti celine "ah! şu çekip gitme isteği yok mu?uyuyabilmek için!öncelikle!ve eğer uyumak için çekip gitme olanağı gerçekten kalmadıysa,yaşama isteği de kendiliğinden kayboluyor zaten"...ne de doğru... ekşi sözlük kullanıcılarıyla mesajlaşmak ve yazdıkları entry'leri takip etmek için giriş yapmalısın.

helal ve haram ile ilgili kısa hikayeler