her şeyin sahibi allah tır

Rızkıveren Allah’tır, olayları yaratan Allah’tır, gücün ve kuvvetin sahibi Allah’tır. Allah’a tevekkül eden, diğer bir ifadeyle her şeyin Allah’ın kontrolünde olduğu bilen bir insan harikalıklarla dolu metafizik bir yaşam sürer. Kendini Allah’a teslim ettikçe Allah’ın özel koruması altına girer. Eyağaran günün sahibi Ey her şeyin sahibi Ey sahibim Ey tan vakdinin sahibi Ey beni benden iyi bilen Allah'ım Kapından elimizi Boş çevirme ERENLERİN HÜRMETİNE Tüm acizliğim , fakirliğim , Allah’ın ezelî sıfatları: Hayat, ilim, semî’, basar, kudret, kelâm, irade ve meşiyyet, yaratma ve rızık vermedir. [1] Kur’an-ı Kerim’de Cenâb-ı Hakk’ın ezelî oluşu şöyle beyan edilir: “O, her şeyden öncedir, kendisinden sonra hiçbir şeyin kalmayacağı sondur, varlığı açıktır, gerçek niteliği Üçâyet-i kerime meali: (Her şeyi yaratan Allah’tır.) [Zümer 62] (Her şeyin yaratıcısı olan Rabbiniz Allah’tır.) [Mümin 62] (Sizi de, yaptığınız işleri de yaratan Allah’tır.) [Saffat 96] Trafik kazası olsa, biri birini öldürse, bunları yaratan yine Allahü teâlâdır. O her şeye güç yetiren (Kâdir-i Mutlak’tır). Göklerin, yerin ve içlerinde olan ne varsa, hepsinin hükümranlığı Allah'ındır. O'nun herşeye gücü yeter. Göklerin, yerin ve bunların içindeki varlıkların ve imkânların mülkü ve hâkimiyeti Allah'ındır, Allah'ın tasarrufundadır.. O'nun her şeye gücü, kudreti yeter. Site De Rencontre En France 100 Gratuit. Hâlbuki Allah’ın indirdiği dinlere ve son dinin tebliğ edildiği Kuran’a göre bu dünyada sahip olduklarımıza geçici süre için sahip olmaktayız. Bunları ölmeden önce kaybedebileceğimiz gibi en iyi ihtimalle ölüm ile beraber hepsini kaybedeceğiz. Vücudumuz ve hayatımıza kendi isteğimiz ve gayretimizle sahip olmadığımız gibi aslında mala, paraya, güce, makama da salt kendi gücümüz ve imkânlarımızla sahip olmamaktayız. Bunları sahip olmamızı sağlayan güç ve potansiyelle beraber özgür iradeyi bizlere sunan da Allah’tır. 30 – Rum Suresi – 27. Yaratılışı başlatıp tekrarlayan da O’dur; bu O’na çok kolaydır. Göklerde ve yerde en yüce örnek O’na aittir. O Üstündür, İşte size kendi içinizden bir örnek veriyor Emriniz altındaki kimseleri, size verdiğimiz rızıklarda size eşit ortaklar olarak kabul eder misiniz? Birbirinizden çekindiğiniz gibi onlardan da çekinir misiniz? Aklını kullanan bir toplum için ayetleri böyle detaylı Aslında, zalimler bilgisizce kendi kafalarına uydular. ALLAH’ın saptırdığını kim doğruya iletebilir? Onlara hiç kimse yardım etmez. Yukarıdaki ayetler bu çerçevede çok güzel bir örnek veriyor. Örneğin, bir iş yerinde maaşlı çalışan kimse o çalıştığı iş yeri ile ilgili patron ile eşit ve benzer tasarruflara ve haklara sahip olmayı düşünebilir mi? Acaba dünyanın en insancıl, en hayırsever patronunu bulsak bırakın çalıştırdığı insanlarla malını paylaşmayı, bunun aklının ucundan bile geçirir mi? Dolayısıyla insanın her şeyi yaratan ve insanların sahip oldukları her şeyi veren Allah ile rekabet içine girmeleri veya Allah’ı yok sayıp sahip oldukları için Allah’a şükretmemesi aynı derecede saçmadır. Dolayısıyla sahip olduğumuz her şeyi bizlere veren bunlara sahip olma imkânı tanıyan, bunları istediği zaman almaya gücü olan, dolayısıyla her şeyin sahibi olan ALLAH’tır. Bu ayetler sadece bahsettiğimiz konuyu anlatmakla kalmıyor; bu ayetler aynı zamanda bence Kuran’ın eşsiz anlatım üslubuna da bir örnek oluşturuyor. Kuran bizlere gerekli bilgileri verirken bazı ayetlerde çok karmaşık bilimsel konulara temas ederken bu ayette olduğu gibi bazı ayetlerde de konuyu en basit, en cahil insanın bile anlayabileceği biçimde basit bir mantıkla açıklayıp, örneklendiriyor. İnsanlar yeter ki Kuran’ı bolca okusun ve anlamaya gayret göstersin. Kuran’da en cahilinden en eğitimlisine kadar herkesin öğreneceği çok şey vardır. Kaynak Maşallah la kuvvete illâ billâh ne demek?Havkale de bunlardan biri olup "her türlü değişim ve gücün kaynağı sadece Allah'tır" anlamına gelen "lâ havle ve lâ kuvvete illâ billâh" لا حول ولا قوّة إلاّ بالله şeklindeki dua ve zikir cümlesinin kısaltılmasıyla La havle velâ kuvvete illa billah Eşhedü Ennallahe alâ külli şey in kadir ne demek?Sabah güne başlarken, “MaşaAllahu la havle velâ kuvvete illa billah, Eşhedü ennallahe alâ külli şey'in kadir” derseniz, Allah sizi o günün tüm şerlerinden korur. Hatta yanardağın alevleri şehri yutsa, bunu söyleyen o beladan zarar görmez. MahmudEsadCoşan la kuvvete illa billah hangi ayet?Kehf Suresi 32-44 ayetleri tefekküre devam havle vela kuvvete illa billahil aliyyil azim in anlamı nedir?Havkale Arapça الحوقلة, Lâ havle ve lâ kuvvete illâ billâh Arapça "لا حول ولاقوة إلا بالله" şeklinde yazılır için kullanılan Arapça söz. "Her türlü değişim ve gücün kaynağı sadece Allah'tır." anlamına ve Barekallah ne demek?Allah nazarlardan saklasın manasına gelmektedir. Maşallah kelimesi aynen çevrildiğinde "Allah'ın izniyle/isteğiyle" anlamına gelmektedir. Barekallah Ne Demek? Arapça bir sözcük olan "barekallah", Allah mübarek etsin; hayırlı uğurlu olsun anlamına yazısı nasıl yazılır?TDK sitesinde sözlükten arama yapıldığında kelimenin, Maşallah şeklinde yazıldığı ortaya çıkıyor. Yani Türk Dil Kurumu'na göre kelimenin doğru yazımı "Maşallah" havle ve la kuvvete ne demek?Buna göre “Lâ havle ve lâ kuvvete illa billâh”cümlesinin anlamı kısaca “Her şeyi değiştiren, evirip çeviren ve her şeyegücü yeten ancak Allah'tır. Allah'tan başka kuvvet sahibi olan ve değişimiuygulayan hiç kimse yoktur.” şeklindedir.  Her ilim ve sanatın kendine has terimleri ve kavramları vardır. Bütün ilim ve sanat dallarında var olan kavramlar, tarihi seyri içinde tasavvuf ilminde de var olmuştur. Diğer İslamî ilimlerde olduğu gibi, tasavvufta kullanılan kavramlar da genellikle Kur'ân ve sünnetten alınmadır. Mutasavvıfların kavramları genellikle iki maksatla kullandıkları belirtilmektedir 1. Anlaşılması zor konuların ehli tarafından daha kolay anlaşılmasını sağlamak 2. Ehil olmayan kimselerden tasavvufî sırları gizli tutmak.1 Klasik tasavvuf kitaplarında makam, hal, menzil ve vakt gibi gruplara ayrılarak tasnif edilen tasavvufî kavramların bazıları aşağıda açıklanmaktadır. Bir hadiste "ihsan" olarak ifade edilen, "Allah'ı görüyormuşçasına kulluk etmek, ya da Allah'ın bizi gördüğü duygusuyla ibadet" anlayışı, murakabe kavramına işaret sayılmıştır. Murakabe bir bakıma kalbî ve zihnî teksiftir. Gönüldeki ve kalpteki düşüncenin "Allah" zikri ve fikri etrafında yoğunlaştırılmasıdır. İBADET "Abd" kökünden gelen bu kelime, tasavvufta Allah rızasına yönelik her türlü hareket ve davranışı içine alır. "Ben insanları ve cinleri, Ben'i tanıyıp ibadet etsinler diye yarattım." ez-Zariyat, 51/56 ayetine dayanır.2 TAKVA Kelime anlamı herhangi bir "tehlikeden korunmak" demektir. Tasavvufi manada takva, kalbi günahlardan temizlemek demektir. Ehl-i hakikate göre takva, kişinin Allah'a itaatle ilahi cezadan sakınmasıdır. Bir başka ifadeyle takva, "Seni Allah'tan uzaklaştıracak şeylerden uzaklaşmandır."3 Aynı zamanda mutasavvıflar tarafından sınırları korumak ve ahde vefa olarak da ifade edilmektedir.4 Dolayısıyla takva için bütün iyilikleri kendinde toplayan bir haslettir, denilmektedir. Takvanın aslı önce şirkten, sonra kötü ve günah olan fiillerden, daha sonra günah olması ihtimali olan amellerden sakınmak, en sonra da fuzuli ve lüzumsuz olan şeyleri de terk etmektir.5 VERÂ El çekmek, uzak durmak demektir. Haram ve yasak olan şeylere düşmemek için, şüphelilerden sakınmaktır. Bir başka ifadeyle, ağızdan kalbe giren ve çıkanın Allah ve Resul'ünün sevdiği şeyler olmasına dikkat etmektir. Resulullah Sav "Kişinin kendini ilgilendirmeyen şeyleri terk etmesi İslam'ı iyi anlayıp tatbik ettiğinin delilidir." Tirmizî, Zühd buyurmuştur. Verâ, zühdün başlangıcı sayılır. Çünkü verâ şüpheliyi, zühd ihtiyaçtan fazlasını terk etmektir. Verâ, Kur'ân ayetlerinde geçmez. Fakat hadis-i şeriflerde çok defa geçmektedir. Hadislerde bu kavram, genellikle haram ve şüpheli şeylerden sakınmak anlamında kullanılmıştır. Sufiler, Peygamberimiz'in "Verâdan daha kolay ve sağlam bir yol görmedim." Buhari, Buyû', 3 "Gönlüne şüphe düşüren şeyi bırak, şüphe düşürmeyene bak!" Buhari, Buyû', 3 gibi hadis-i şeriflerini esas alarak, verânın hassasiyetle uygulanmasının, kişinin günah ve şüpheli olan şeyleri tanımasına yardımcı olacak bir sezgi ve duyuş özelliği kazandıracağını ifade etmiştir.6 Yahya b. Muaz şöyle der "Verânın iki şekli vardır Zahirî verâ; Allah Teala'nın rızasından başka bir şeyin seni harekete geçirmemesidir. Batınî verâ; kalbine Allah Teala'dan başka bir şeyin girmemesidir."7 TEVBE Tevbe; günahtan dönüp edip Hakk'a yönelmektir. Genellikle tasavvufi makamların ilki sayılır. Tevbe, tasavvufta şeriatın yerdiği şeyden övdüğü şeye dönmek olarak kabul edilir. 8 Peygamberimiz tevbeyi nedamet olarak tanımlamıştır. Tasavvufta tevbenin sağlıklı olabilmesi için, mazi, hâl ve istikbale ait şu üç esasın bulunması şarttır 1. Yapılan günahlara pişmanlık mazi 2. Günahlardan sıyrılmak hâl 3. Bir daha günaha dönmemeye azmetmek istikbal9 Tevbe, bazı mutasavvıflarca üç derecede incelenmiştir 1. Tevbe Allah'ın azabından korkarak günahı terk etmek. Bu birinci basamaktır. 2. İnabe Allah'ın sevap ve mükâfatına bel bağlayarak O'na yönelmesidir. Tevbenin orta noktasıdır. 3. Evbe Hakk'ın rızasını kazanmak ve sadece O'na yönelmektir. Bu en ileri derecedir.10 ZİKİR Unutmamak, hatırlamak, zihinde tutmak, yâd etmek, anmak demektir. Kur'ân'da zikir genellikle lügat anlamlarına uygun şekilde Allah'ı anmak, O'nu daima hatırlayıp hiç unutmamak manalarında kullanıldığı gibi "namaz" ve "Kur'ân" gibi anlamlarda da kullanılmıştır. Zikrin fazileti hadislerde de övülmüştür. Tasavvuf erbabı, ayet ve hadislerin aydınlığında zikri, tarikatların "üssü'l-esas"ı saymışlardır. Zikir kulun Rabbine yaklaşmasını sağlayan en büyük ibadet olarak nitelenmiştir.11 Ancak zikrin gizli veya aşikâr yapılışı hususunda farklı görüş ve uygulamalar ortaya çıkmıştır. Tarikatlar, tarihi seyri içinde ferdî ve toplu zikre büyük önem vererek, bunun icra şekli konusunda değişik usuller geliştirmişlerdir. Toplu zikre genellikle sema, ayin, hadr gibi; ferdî zikir türleri de lisanın, kalbin, hafînin, ahfânın, sırrın zikri gibi adlar almıştır.12 MURAKABE Lügat anlamı itibariyle denetlemek, kontrol etmek manalarına gelen bu kavram Kur'ân'da değişik biçimlerde geçer. Bir tasavvuf kavramı olarak murakabe, kulun gönlüne ve iç dünyasındaki duygu ve düşüncelerine Allah'ın muttali olduğunu bilmesi ve bu sebeple kalbini ilahi zikirden alıkoyacak kötü düşüncelerden arıtmasıdır. Hem içte hem dışta Hakk'a yönelmenin maksadını sürekli düşünmek demektir.13 Bir hadiste "ihsan" olarak ifade edilen, "Allah'ı görüyormuşçasına kulluk etmek, ya da Allah'ın bizi gördüğü duygusuyla ibadet" anlayışı, murakabe kavramına işaret sayılmıştır. Murakabe bir bakıma kalbî ve zihnî teksiftir. Gönüldeki ve kalpteki düşüncenin "Allah" zikri ve fikri etrafında yoğunlaştırılmasıdır.14 Zira murakabe, kulun Hak Teâlâ'nın her halükârda onu denetlemekte olduğunu bilmesidir.15 İTMİNAN İtminan kelimesinin sözlük anlamı, sıkıntıdan sonra sükûnete ermek, karışıklıktan sonra düzelmek şeklinde ifade edilebilir. Kur'ân'da on üç yerde geçen bu kavram, kalp ve gönlün bir şeye güvenip bağlanması ve bu güvenle huzura ermesi demektir. Tasavvufi olarak itminan kalpte hiçbir şüpheye yer bırakmadan Allah'a yönelmektir. İtminan, kalbi aklına galip, imanı kavi, ilimde derinlik sahibi, zihni duru, özü sağlam kimselerin halidir.16 SIDK Doğruluk, gerçeklik ve kalp temizliği gibi anlamlar ifade eder. Kelam âlimlerinin peygamberlik sıfatı saydığı bir özelliktir. Sıdk, söz, fiil ve davranışlardaki tutarlılık, iç ve dışın birbirine uygunluğu demektir. Gazzali'nin ifadesine göre sıdk, hem lisanda, hem niyet ve iradede, hem de azim ve amelde olmalıdır. Bunlardan niyet ve iradedeki sıdkın adı ihlastır.17 İHLAS Temiz ve katışıksız yapmak, seçmek, gönülden bağlılık demektir. İbadet ve davranışları yalnız Allah'a has kılarak yapmak, başka düşüncelerden temizlemektir. Tevhid inancının özüdür. İhlas, riyanın zıddı olup kalbi, temizliğini bozacak düşüncelerden uzak tutmaktır. Sehl b. Abdullah Tüsterî'nin "insanlara en ağır gelen amel" diye tanımladığı ihlasın zorluğunun sebebi, nefse ait bir pay taşımamasıdır. Cüneyd Bağdadî ihlas hakkında şunları söyler "İhlas kul ile Allah arasında bir sırdır. Melek onu bilmez ki sevap yazsın. Şeytan ona muttali olamaz ki ifsad etsin, heva ve heves onu fark edemez ki kendine meylettirsin."18 SABIR Sabır, elem, sıkıntı ve belalara sızlanmayı terk etmek demektir. Sabır tasavvufta bir makam olduğu kadar, ahlakî bir kavramdır. Sabır iki yerde olur a. Kulun iradî fiillerinde b. Kulun iradesi dışında kalan bela ve musibet anında Sabır insana has bir sıfattır. Aynı zamanda hoşa giden şeylere de sabır gerekmektedir. Nimetlere sabır, onlara bel bağlayıp güvenmemektir.19 Sabır, bütün makamları, halleri, ahlakları, amelleri ve halleri içerir. O halde hiçbir şey sabrın dışında değildir; çünkü sabır hüküm itibariyle makamların en geneli, etki olarak huyların en kapsamlısıdır. Hiçbir şey sabır olmaksızın tamamlanmaz.20 Tevekkül sahibinin hali şöyle anlatılır O, kullardan herhangi bir beklenti ve ümit içinde olmaksızın kalp sükûneti kazanmış, onların sahip olduklarını düşünerek tasalanmayı bırakmış, tamahkârlığı terk ederek kalbini her şeyi planlayan ve kalpleri şekilden şekle sokan Allah Teala'ya adamış ve her şeyin arkasında Hakk'ın olduğunu söyleyebilen kimsedir. TEVEKKÜL Lügatte, işini birine havale etmek, vekile kalpten güvenmek anlamlarına gelmektedir. Gönlünde Allah'tan başka fail olmadığı inancı taşıyan kulun O'na güvenip dayanmasıdır. Tevekkül, ilk zahid-sufilerden itibaren tasavvuf çevrelerinde değişik şekillerde anlaşılmıştır. Mutasavvıflara göre tevekkül, bir kalp işi ve güven duygusu olması itibariyle üç derecede gerçekleşir a. Kulun kendi vekiline karşı itimadı gibi Allah'a güvenmesi b. Kulun annesinden başkasını tanımayan çocuk gibi, sadece Allah'a yönelmesi c. Kulun kendini gassal önünde meyyit, rüzgar önünde yaprak gibi Allah'a teslim etmesi Tevekkülü, tevekkül, teslim ve tefviz diye üçe ayıranlar da vardır. Tevekkül, Allah'ın vaadine güvenmek, teslim, O'nun bilgisiyle yetinmek, tefviz de Hakk'ın hükmüne razı olmaktır.21 Tevekkül sahibinin hali şöyle anlatılır O, kullardan herhangi bir beklenti ve ümit içinde olmaksızın kalp sükûneti kazanmış, onların sahip olduklarını düşünerek tasalanmayı bırakmış, tamahkârlığı terk ederek kalbini her şeyi planlayan ve kalpleri şekilden şekle sokan Allah Teala'ya adamış ve her şeyin arkasında Hakk'ın olduğunu söyleyebilen kimsedir.22 ŞÜKÜR Şükür, nimeti vereni düşünüp nimetini ikrar ve itiraf ile bu ihsanından dolayı O'na hamd etmek ve o nimeti O'nun gösterdiği istikamette kullanmaktır. Bir başka ifadeyle ihsanda bulunanın nimetini ona boyun eğerek ifade etmektir.24Gazzali şükrü, halktan birisine padişahın at hediye etmesi örneğiyle anlatır Böyle şanslı bir kişinin üç sebeple sevinmesi muhtemeldir a. Ata sahip olduğu için, b. Padişah kendisini hatırladığı için, c. Bu at ile sultana hizmet etmek için. Dolayısıyla şükür aynı zamanda Allah'ın verdiği nimeti, yine Allah'ın gösterdiği yolda ve O'na yakınlaşmaya vesile olarak kullanmaktır.24 RIZA Hoşnutluk, beğenmek, izin, müsaade ve boyun kesmek demektir. İlahî hüküm karşısında kulun itirazsız boyun eğmesidir. Rıza, tasavvuf makamlarının en üstünü olarak kabul edilmiştir. İki boyutludur a. Kulun Allah'tan razı olması b. Allah'ın kuldan razı olması O, rızaya rızayla karşılık verir. Bu da ödül ve karşılığın zirvesi, ilahî lütfun zirve noktasıdır.25 Rıza ile sevgi arasında bir ilişkinin bulunduğu bilinmektedir. Çünkü seven sevdiğinden gelen acıyı duymaz.26 Rıza her konuda kaderin akışına teslim olmak, her hali güzel ve hoş karşılayıp Allah'ın kazasını başkasına şikayetten vazgeçmektir. FAKR İhtiyaç duyulan şeyin yokluğu demektir. Tasavvufta kulun kendinde bir varlık görmemesi, her şeyi Hakk'a bırakması, şahsının, amelinin, hâlinin ve makamının Allah'ın lütfu olduğunu kabul etmesidir. Her şeyin gerçek sahibi Allah'tır. Bu yüzden bütün varlıklar ona muhtaçtır.27 Sâlik [tasavvuf yolundaki yolcu] bu makama ulaştığında ruh, başka şeylere sapma ve ilgilenme kayıtlarından kurtulur. Gerçek fakr makamına ermek, hakikate dönmek anlamını taşır.28 İstikamet tasavvufta genellikle keramet ile birlikte kullanılır ve "kuldan beklenilenin keramet değil, istikamet olduğu" sıkça vurgulanır. Çünkü mutasavvıflara göre istikamet, amellere hayat veren ve hallerin arınmasını sağlayan bir ruh olarak kabul edilir. ZÜHD Allah'tan başka her şeyi gönülden çıkarmak, değer vermemek, ne varlığa sevinmek, ne de yokluğa üzülmek, Allah ile ganî, Allah ile Aziz olmaktır. Zühd, tasavvufun ilk şeklidir. Sufilere göre, eşyaya dair bütün isteklerin düşmesidir.29 Bu sebeple zahid, elinde mevcut olan dünyalığa sevinmeyen ve elden çıkan için de hayıflanmayan kimse olarak kabul edilir. 30 Kısacası zühd, Allah ile olmayı önleyen her türlü masiva ve dedikodudan uzak durmak, kalpte onlara yer vermemektir.31 KANAAT Elde olanla yetinmek, Allah'ın verdiğine sabredip razı olmaktır. Bir başka ifade ile çalışıp çabalayarak bütün gayretini sarf ettikten sonra, ele geçene razı olmaktır.32 Bişr Hafî, "Kanaat bir melektir. O ancak müminin kalbinde ikamet eder." sözüyle mutasavvıfların kanaatin önem ve özelliğine işaret etmektedir.33 İSTİKAMET Düzgün ve doğru hareket etmek, bir şeyin hakkını tam vererek yapmak demektir. İstikamet, haddi aşmanın zıddıdır. İstikamet tasavvufta genellikle keramet ile birlikte kullanılır ve "kuldan beklenilenin keramet değil, istikamet olduğu" sıkça vurgulanır.34 Çünkü mutasavvıflara göre istikamet, amellere hayat veren ve hallerin arınmasını sağlayan bir ruh olarak kabul edilir.35 1 Prof. Dr. Hasan Kamil Yılmaz, Ana Hatlarıyla Tasavvuf ve Tarikatlar, Ensar Yay., İstanbul 2002, s. 153. 2 s. 156 3 4 Bu konuda bilgi için bkz. Abdürrezzak Kâşânî, Tasavvuf Sözlüğü, İz Yay., İstanbul 2004, s. 146-147. 5 Abdülkerim Kuşeyrî, Kuşeyri Risalesi, haz. Süleyman Uludağ, Dergah Yay., İstanbul 2003, s. 200-203. 6 Mesnevî, 1,477. 7 Yılmaz, s. 157-158. 8 Kuşeyrî, s. 204 9 s. 188. 10 Bu konuda bilgi için bkz. Ebu Tâlib Mekkî, Kûtü`l-Kulûb, İz Yay., İstanbul 2004, c. II, s. 158- 170. 11Yılmaz, s. 159-161 12 Kaşani, s. 248 13 Yılmaz, 14 Yılmaz, 15 Yılmaz, s. 164-165 16 Yılmaz, s. 168-169, Kuşeyrî, s. 292-295 17 Yılmaz, s. 165-168 18 Yılmaz, s. 169, Selçuk Eraydın, Tasavvuf ve Tarikatlar, İFAV, İstanbul 2001, s. 163-165 19 Yılmaz, s. 170-171 20 Kâşanî, s. 326 21 Yılmaz, s. 172-173 22 Tevbe konusunda geniş bilgi için bkz. Ebu Talib Mekkî, c. III, 17-128 23 Kuşeyrî, s. 258-259 24 Yılmaz, s. 173-174 25 Mekkî, c. III, s. 132 26 Yılmaz, s. 175-176 27 s. 177 28 Kâşanî, s. 438 29 s. 282 30 Kuşeyrî, s. 209 31 Yılmaz, s. 179 32 s. 180 33 Kuşeyrî, s. 246 34 Yılmaz, s. 181 35Kâşanî, s. 57 Meallerdeki sıralama bir tercih sıralaması değil alfabetik sıralamadır. Ziyaretçilerimiz takip etmek istedikleri mealleri sol sütundan seçerek ilerleyebilirler. Tercihlerinin hatırlanması için "Tercihimi Hatırla" tıklanmalıdır. HuvaAllâhu-lleżî lâ ilâhe illâ huve-lmeliku-lkuddûsu-sselâmu-lmu/minu-lmuheyminu-l’azîzu-lcebbâru-lmutekebbiruc subhânaAllâhi ammâ yuşrikûneO, bir Allah'tır ki yoktur ondan başka tapacak; her şeye sahiptir, ayıplardan ve noksanlardan arıdır, kullarını esenliğe erdirir ve kendi esendir, kullarına zulmetmez ve onları emniyete ulaştırır, her şeyi görüp gözetir, üstündür, saltanatında mutlaktır ve iradesini geçirir de sınıkları onarır ve eksikleri tamamlar, ululuk ıssıdır ve ulu sıfatlara layıktır; münezzehtir, yücedir Allah, şirk koşanların şirk koştukları şeylerden. O Allah ki, O’ndan başka ilah yoktur. Melik’tir Gerçek Sultan ve Hükümrandır; Kuddûs’tür Her türlü kusur ve noksanlıktan uzaktır; Selâm’dır Kullarını selamet ve esenlikte tutandır; Mü’min’dir İman ehlini huzur ve emniyete ulaştırandır; Müheymin’dir Himaye edip kollayan, gözetip koruyandır; Azîz’dir Sonsuz üstünlüğe sahip olandır; Cebbâr’dır Her istediğini mutlaka ve zorla yaptırandır; Mütekebbir’dir Büyüklük ve Ululuk O’nun şanıdır. Allah, müşriklerin şirk koştuklarından çok O'dur ki, O'ndan başka ilah yoktur. Mülkün sahibi ve hükümranı O'dur. Her türlü ayıp ve noksanlıklardan uzaktır. Yarattıklarına zulmetmeyen tek güven kaynağıdır. İman bahşeden ve daima emniyette kılandır. Herşeyi görüp gözetendir. Mağlup edilemeyen tek güçlü ve kuvvetli O'dur. Dilediğini engelsiz yapan ve yaptırandır ve gerçekten büyüklüğe layık olandır O. Şanı yüce olan Allah, insanların ilahlık yakıştırdıkları herşeyden de uzak ve kesinlikle hak ilâh olan Allah'tır. Mülkün sahibi ve tek hâkimidir. Her türlü noksanlıktan, ayıptan münezzeh, en büyük kutsaldır. Âfetten, kederden, dertten, zevalden uzak, bütün varlıkların selâmet kaynağıdır. İman, emniyet ve güven veren, güvenilen bir varlıktır. Görüp gözeten, koruyan, hakkı belirleyen ölçüyü koyan ve murakabe edendir. Kudret sahibi, hükümran ve üstündür. Dilediği icraatı yapan, gücüne karşı konulmayandır. Büyüklük, ululuk ve azamet sahibidir. Allah, ilâhlığında, otoritesinde, mülkünde, tasarruflarında, Allah'a ortak koşan müşriklerin ortak koştukları şeylerden Kur’an-ı Kerim, 62/ Allah ki, O'ndan başka ilah yoktur. Mülkün sahibidir, kutludur, esenlik verendir, güven verendir, gözetip koruyandır, yücedir, her şeye buyruğunu geçirendir, pek uludur. Allah onların ortak koştuklarından Allah ki, O'ndan başka ilah yoktur. Melik'tir; Kuddûs'tur; Selam'dır; Mü'min'dir; Müheymin'dir; Aziz'dir; Cebbar'dır; Mütekebbir'dir. Allah, müşriklerin şirk koştuklarından çok öyle Allah ki, O'ndan başka hiç bir İlâh yok... Melîk'dir= mülk ve saltanatı devamlı olandır, Kuddûs'dür= her türlü noksanlık ve ayıblardan berîdir, Selâm'dır= bütün âfet ve kederlerden salimdir, Mümin'dir= emniyet verendir, Müheymin'dir= her şeyi gözetib koruyandır, Azîz'dir= her şeye gâlibdir, Cebbâr'dır= kulların hallerini ve ihtiyaçlarını düzeltendir, varlığı çok yücedir, Mütekebbir'dir= azamet ve ululuk sahibidir. Allah, müşriklerin kendisine koştukları ortaklardan öyle bir Allah ki, Ondan başka tapılacak yoktur. O, her şeyin sahibidir, her kusurdan paktır, her şeyin düzen ve selametini sağlar, onları korur, emniyete alır, izzet ve güç sahibidir. Çok büyük ve her şey üstünde etkindir. O, insanların eş koştuklarından Allah, kendisinden başka tanrı olmayandır. O, mülkün sahibi ve hâkimidir. Kutsal kurtuluşun tek kaynağıdır. Güven verendir, iman bağışlayandır. Görüp gözetendir. Güçlüdür, istediğini zorla yaptırandır. Büyüklükte eşi olmayandır. Allah, onların eş koştuklarından Allah ki, O'ndan özge Tanrı yok, egemen O, kutsal O, O'dur olgun, O'dur aman verici, O'dur gören, gözeten, O'dur emre, O'dur engelsiz olan, O'dur büyüklüğün sahibi, kutsaldır eş koşmuş olduklarındanO, öyle bir Allah'tır ki, O'ndan başka hiçbir İlâh yoktur. Melik'tir mülk ve saltanatı devamlı olandır, Kudüs'tür her türlü eksiklikten uzaktır, Selâm'dır barış ve esenliğin kaynağıdır, Mümin'dir güvenilecek yegâne varlıktır, Mühremindir her şeyi gözetip koruyandır, Aziz'dir kudreti her şeye üstündür, Cebbar'dır iradesine asla karşı çıkılmayan, her dilediğini mutlaka yapandır, Mütekebbir'dir azamet ve ululuk O'nun hakkıdır. Allah, müşriklerin kendisine koştukları ortaklardan Allâh te’âlâ kendinden başka Allâh olmayan Allâh’dır. O bir hükümdâr-ı mübârek, rehâkâr, sâlim, muhâfız, kâdir, ’âlî ve pür-şân ve şerefdir. Şerîki olmakdan kendisinden başka tanrı olmayan, hükümran, çok kutsal; esenlik veren, güvenlik veren, görüp gözeten, güçlü, buyruğunu herşeye geçiren, ulu olan, Allah'tır. Allah onların koştukları eşlerden ortaklardan kendisinden başka hiçbir ilâh bulunmayan Allah’tır. O, mülkün gerçek sahibi, kutsal her türlü eksiklikten uzak, barış ve esenliğin kaynağı, güvenlik veren, gözetip koruyan, mutlak güç sahibi, düzeltip ıslah eden ve dilediğini yaptıran ve büyüklükte eşsiz olan Allah’tır. Allah, onların ortak koştuklarından öyle Allah'tır ki, kendisinden başka hiçbir tanrı yoktur. O, mülkün sahibidir, eksiklikten münezzehtir, selâmet verendir, emniyete kavuşturandır, gözetip koruyandır, üstündür, istediğini zorla yaptıran, büyüklükte eşi olmayandır. Allah, müşriklerin ortak koştukları şeylerden ALLAH'tır ki O'ndan başka tanrı yoktur. Egemendir, Kutsaldır, Barıştır, Güvenilendir, Koruyandır, Üstündür, Güçlüdür, Uludur. Onların ortak koştuklarından ALLAH çok öyle bir Allah'tır ki, kendisinden başka hiçbir tanrı yoktur. O, mâlik ve sahiptir, münezzehtir, selâmet verendir, emniyete kavuşturandır, gözetip koruyandır, üstündür, istediğini zorla yaptıran, büyüklükte eşi olmayandır. Allah puta tapanların ortak koştukları şeylerden öyle Allahki ondan başka tapılacak yok, öyle melik Padişah ki kuddus, selam, iyman ve emniyyet veren mü'min, gözeten koruyan müheymin, Azîz, Cebbar, mütekebbir, tenzih o Allaha muşriklerin şirkindenO Allah ki O'ndan başka ilah yoktur; Melik'tir¹, Kuddûs'tür², Selâm'dır³, Mü'min'dir⁴, Muheymin'dir5, Aziz'dir6, Cebbar'dır7, Mutekebbir' Allah, onların ortak koştukları şeylerden Evrenin sahibidir, egemenidir, yöneticisidir. 2- Tertemizdir, her türlü eksiklikten uzaktır, saygındır, kusursuzdur. 3- Esenliktir, barıştır. ... Devamı..O, öyle Allahdır ki kendisinden başka hiçbir Tanrı yokdur. O, mülk-ü melekûtun yegâne saahibidir. Noksaanı mucib her şeyden pâk ve münezzehdir. Selâm ve selâmetin ta kendisidir. Emn-ü eman verendir. Her şey'e nigehbandır. Gaalib-i mutlakdır. Halkın haalini kemâl-i salâha götürendir. Büyüklükde eşi olmayandır. Allah müşriklerin kendisine katmakda oldukları her ortakdan öyle Allah'dır ki O'ndan başka ilâh yoktur! O, Melik mülkünde istediği gibi tasarruf edendir, Kuddûs her noksanlıktan münezzeh olandır, Selâm her kusurdan ve âfetten sâlim olandır, Mü'min çokça emniyet verendir, Müheymin her zaman gözetip koruyandır, Azîz kudreti dâimâ üstün gelendir, Cebbâr dilediğini yaptırandır, Mütekebbir büyüklük ve yücelik kendisine mahsûs olandır. Allah, onların ortak koşmakta oldukları şeylerden pek Allah ki, O’ndan başka ilah yok, O her şeyin sahibi, en kutsal, güvenliği sağlayan, kendisi de en güvenli olan, doğru ile yanlışı belirleyen, çok güçlü, dilediğinde zor kullanan ve en büyük olandır. Allah onların koştukları ortaklardan çok Allah ki kendinden başka tanrı yoktur, kutsal hakan Odur, eksiği olmıyan Odur, esenliğe kavuşturan Odur, güven veren Odur, görüp gözeten Odur, erkli olan Odur, dertlere derman olan Odur, büyüklenen Odur. Allah kendisine eş koşulanlardan öyle bir Tanrı/dır ki kendisinden başka tapacak yoktur; O, her bir şeye mâliktir [¹], Nâlâyık olan her şeyden âridir. Her noksandan sâlimdir; aman veren [²]; her şeyi görüp gözetendir, yegâne galiptir, icbar eden Zat/tır [³], büyüklükte en yüksek derecededir [⁴] Allah müşriklerin şerik koşmalarından tamamıyle münezzehtir.[1] Veya öyle muazzam bir padişahtır ki mülkü elden gitmek ihtimali yoktur.[2] Veya peygamberlerini tasdik eden.[3] Yâni bir şeyi dileyince karşısına ... Devamı..O, öyle bir Allah’tır ki, O’ndan başka tanrı yoktur. O, Melik’dir,¹¹ Kuddûs’tur¹², Selâm’dır¹³, Mu’min’dir¹⁴, Muheymin’dir¹⁵, Azîz’dir¹⁶, Cebbâr’dır¹⁷, Mutekebbir’dir¹⁸. Allah, onların koştukları ortaklardan El-Melik Sahip, hükümdar. 12 El-Kuddûs Hatadan, gafletten ve noksanlıktan uzak, temiz. 13 Es-Selâm Barış ve esenlik veren. 14 El- Mü’mi... Devamı..O kendisinden başka ilah olmayan, hüküm sahibi, mukaddes, esenlik veren, güvenliğe kavuşturan, gözetip koruyan, güçlü, buyruğunu her şeye geçiren, gerçekten ulu olan Allah'tır. Yüce Allah onların ortak koştuklarından Allah ki, Kendisinden başka kulluk edilecek bir otorite, bir ilâh yoktur! O, mutlak hükümranlık sahibi, Melik’tir. Her türlü kusurdan, noksanlıktan uzak; Kuddüs’tür. İslâm, kurtuluş ve esenliğin kaynağı; Selâm’dır. İman, güven ve emniyet veren; Mümin’dir. Her an her şeyi gözetip koruyan, her muhtacın ihtiyacını karşılayan; Müheymin’dir. Gerçek anlamda kudret, izzet ve şeref sahibi; Aziz’dir. Dağınıkları toparlayan, yaraları sarıp sarmalayan gücüne karşı konulamayan sonsuz kudret sahibi; Cebbâr’dır. Her konuda yüceliğini gösteren, yüceliğiyle övünmeye hakkı olan; Mütekebbir’dir. Daha büyüğü olmayan en büyüktür. Allah,müşriklerin düşünce ve anlayışlarının bozukluğundan kaynaklanan şirkin her şeklinden ve her türünden münezzehtir; acziyet ve noksanlık anlamına gelebilecek her türlü nitelikten uzaktır; insanların ilâhlık pâyesi vererek O’na ortak koştukları her şeyin üzerinde ve ötesindedir, çok yücedir! O Allah ki O’ndan başka ilah yoktur. Mütekebbir Cebbâr Azîz Müheymin Mümin Selâm Kuddûs Melik O’dur. Allah şirk / ortak koştukları şeylerden uzaktır / başka tanrı tanımayan Allah evrenin tek saygın hakimidir, ayrıca esenli, güvenli, egemen, yenilmez, söz geçiren ve mağrur hakimidir. Allah, müşriklerin aracı tanrılarıyla mukayese edilemeyecek kadar erişilmez kendisinden başka hiçbir ilah bulunmayandır. Mülkün gerçek sahibi Allah’tır. Bütün kutsallıklar Allah’ındır. Allah barışın esenliğin sahibidir. Yarattıklarına güven verir. Gözetir korur. Mutlak güç sahibidir. Yoldan çıkanları ayetleriyle düzeltir, ıslah eder. Eşi benzeri yoktur. İnkâr edenlerin ortak koştuğu ilahlardan uzaktır. Hiçbir varlık, hiçbir insan Allah’ın yetkilerine ortak olamaz. Allah ilah olarak insanların yaşayacağı düzeni emreder. Bunun için yasama, yürütme, yargılama, cezalandırma yetkisini elinde tutar. Hiçbir insana hiçbir topluluğa yasama, yönetme, yargılama, cezalandırma yetkisi vermez. O, kendisinden başka ilah olmayan Allah’tır. Hükümdardır, kutsallığın kaynağıdır, esenlik kaynağıdır, güven verendir, gözetip koruyandır, güçlüdür, istediğini yaptırabilendir, büyüklüğünü gösterendir. Allah onların ortak koştuklarından Allah ilâhlık sadece kendisine ait olan, her şeyi hükmü altına alan,¹ mukaddes,² güvenilen,³ her şeyi görüp⁴ gözeten,⁵ son derece şerefli,⁶ hükmüne karşı gelinemeyen⁷ ve çok yüce olan, tek Allah’tır. İşte O Allah, onların kendisine ortak koştuklarından çok El-Melik Allahu Teâlâ’nın “Hükümdar” ve “kral” anlamındaki güzel isimlerinden birisidir. Malik ve sahip olmak anlamına gelen مَلَكَ fiilinden tür... Devamı..Allah O’dur ki O’ndan başka ilah yoktur Mutlak Hakim, Kutsal, Kurtuluşun Tek Kaynağı, ²⁸ İman Bağışlayan, Doğru ile Yanlışın Tek Belirleyicisi, ²⁹ Üstün, Eğriyi Düzeltip Doğruyu İhya Eden, ³⁰ Bütün İhtişamın Sahibi! Şanı yüce olan Allah, insanların ilahlık yakıştırdıkları her şeyden Lafzen, “Kurtuluş” selâm bkz. sure 5, not Muheymin’in bu karşılığı için bkz. bu terimin Kur’an için kullanıldığı 548 ve buna ilişkin not ... Devamı..O, kendisinden başka ilah olmayan Allah’tır. Varlığın tek ve yegâne sahibidir, kutsalın kaynağıdır, kurtuluşun ve huzurun membaıdır, güvenen ve güvenilmeyi hak edendir, iyiyi ve kötüyü belirlemedeki tek otoritedir, mutlak üstün olandır, otoritesini her zaman uygulayan ve uygulatandır, ululukta ve yücelikte eşsiz olandır, yüceler yücesi olan Allah onların koştukları tüm şirk unsurlarından münezzehtir. 2/255O, kendisinden başka ilâh olmayan Allah’tır varlığın mutlak hâkimidir,[⁵⁰³⁷] kutsalın kaynağıdır,[⁵⁰³⁸] mutlak kurtuluş ve huzurun membaıdır, güven ve iman verendir, iyi ile kötüyü belirlemede mutlak otorite sahibidir,[⁵⁰³⁹] mutlak üstün ve yüce olandır, her şartta iradesini yürütendir,[⁵⁰⁴⁰] büyüklüğünde sınırsız olandır.[⁵⁰⁴¹] Eşsiz yüce olan O, onların şirk koştukları her şeyin ötesindedir, aşkındır.[⁵⁰⁴²][5037] Yani Mülkün hakiki mâlikidir. Onun mülkü verince azalmaz, çünkü mülkünü verdiği insan da O’nun mülküdür. [5038] Hiçbir şey kendiliğinden ku... Devamı..O, o Allah'tır ki, kendisinden başka hiç bir mabut yoktur. Hükümdar olan, mukaddes olan selâmetbahş olan, emniyet ihsan eden, murakıp olan, her dilediğine galip olan, dilediğini cebren var eden, kibriyası pek azim bulunan ancak O'dur. Allah, şerik koştukları şeylerden gerçek İlah! O'ndan başka yoktur ilah! O melik'tir, kuddûs'tür, sel^åm'dır, Mü'min'dir, müheymin'dir, aziz'dir, cebbar'dır, mütekebbir'dir. Allah, müşriklerin iddialarından münezzeh ve yücedir. [62, 1] {KM, İşaya 6, 3; Çıkış 15, 11; I Samuel 2, 2}O meliktir kâinatın gerçek hükümdarıdır. Kuddûs’tur bütün eksiklerden uzak ve yücedir. Selâm’dır Kusurlardan salim olup yaratıklarına esenlik veren... Devamı..O, öyle Allah'tır ki O'ndan başka tanrı yoktur. Padişahtır, mukaddestir, selam esenlik veren mü'min güvenlik veren, müheymin kollayıp koruyan, aziz üstün, galib, cebbar istediğini zorla yaptıran, mütekebbirçok uludur! Allah puta tapanların ortak koşmalarından Allah’tır; kendinden başka ilah olmayan, bütün yetkiyi elinde tutan, yaptığını tertemiz yapan, esenlik ve güvenlik veren, güven veren, görüp gözeten, her şeyden üstün olan, buyruğunu her şeye geçiren, büyüklenmeyi hak edendir. Allah, onların ortak saydıklarından kendisinden başka ilah olmayan Allah'tır. Hakim'dir, kutsaldır, esenlik verendir, güven verendir, himaye edendir, güçlüdür, kahredicidir, büyüklük sahibidir. Allah, onların ortak koştuklarından Allah ki Ondan başka tanrı yoktur. O Meliktir; herşeyin egemenliği Ona aittir. Kuddûstür; her türlü eksik ve çirkin sıfatlardan temiz ve münezzehtir. Selâmdır; bütün eksikliklerden uzak olduğu gibi, bütün esenlik de Ondan gelir. Mü'mindir; güven Ondan gelir, imanı O nasip eder. Müheymindir; görüp gözetir. Azizdir; kudreti herşeye üstündür. Cebbardır; iradesine asla karşı çıkılmaz. Mütekebbirdir; büyüklük Onun hakkıdır. Allah, müşriklerin ortak koştuğu şeylerden Allah ki O, ilah yok O'ndan gayrı! Melik, Kuddûs, Selâm, Mümin, Müheymin, Azîz, Cebbâr, Mütekebbir. Allah, onların ortak koşmalarından yücedir, Tañrı’dur ol kim yoķdur Tañrı illā ol pādişāh gey erı 'ayıbsuz imin eyleyici ŧoġru ŧanuķ beñdeşsüz ķahr eyleyici ululıķ issi. arılıġı Tañrı’nuñ andan kim ortaķ Allāh birdür. Andan özge tañrı yoḳdur. Pādişāhdur, münezzehdürayblardan. Selāmdur, imin idicidür. Her nesnede ḥāżırdur. Her nesneyeġālibdür, kāfirleri ḳahr idicidür. Mütekebbir, uludur, yücedür Tañrı Taālāanlar şirk Özündən başqa heç bir tanrı mə’bud olmayan, bütün məxluqatın ixtiyar sahibi, müqəddəs pak olan, bəndələrinə salamatlıq, əmin-amanlıq bəxş edən, hər şeydən göz-qulaq olub onu qoruyan, yenilməz qüdrət qüvvət sahibi, hamını istədiyi hər hansı bir şeyə məcbur etməyə qadir olan, hər şeydən böyük hər şeyin fövqündə olan Allahdır. Allah müşriklərin Ona qoşduqlarından şəriklərdən is Allah, than whom there is no other God, the Sovereign Lord the Holy One, Peace, the Keeper of Faith, the Guardian, the Majestic, the Compeller, the Superb. Glorified be Allah from all that they ascribe as partner unto Him.Allah is He, than Whom there is no other god;-5401 the Sovereign, the Holy One, the Source of Peace and Perfection, the Guardian of Faith, the Preserver of Safety,5402 the Exalted in Might, the Irresistible, the Supreme5403 Glory to Allah. High is He above the partners5404 they attribute to This phrase is repeated from the last verse in order to lead us to the contemplation of some other attributes of Allah, after we have realised th... Devamı.. Sual Bazen Vehhabiliği, bazen Şiîliği savunan mutezile kafalı bir yazar, Nisa sûresinin 79 âyetinde, şerri insanların yarattığı bildirildi diyor. Her şeyi Allah yaratmadı mı?CEVAPElbette her şeyi yaratan Allah’tır. İki âyet-i kerime meali şöyledirHer şeyin yaratıcısı Allah’tır. [Zümer 62, Mümin 62]Rabbin, dilediğini seçip yaratır. Onların seçme hakkı yoktur. [Kasas 68]Sapık yazarın bildirdiği âyet-i kerimenin meali şöyledirSana gelen her iyilik, Allah’tan [bir ihsanı olarak] gelmekte, her kötülük de [günahlarına karşılık olarak] kendinden gelmektedir. [Nisa 79]Bu âyette, günahlarımız yüzünden kötülük geldiği bildiriliyor. Kötülüğü yaratan yine Allahü teâlâdır. Bundan önceki âyette, şerri de Allah’ın yarattığı bildiriliyor. O âyet-i kerimenin mealiKendilerine bir iyilik dokununca, “Bu Allah’tan” derler, başlarına bir kötülük gelince de “Bu senin yüzünden” derler. “Küllün min indillah [Hepsi Allah’tandır]” de! Bunlara ne oluyor ki bir türlü laf anlamıyorlar. [Nisa 78]Hepsini yaratan Allah’tır dendiği hâlde, bu mutezile kafalılar, bir türlü laf efendimizin ise bu konuda sayısız hadis-i şerifi vardır. Bir tanesi şu mealdedirKaderin, hayrın ve şerrin Allah’tan olduğuna inanmayan, mümin değildir. [Tirmizi]Meşhur Amentü hadisinde, imanın altı şartından biri şöyle bildiriliyorHayrın ve şerrin Allah’tan olduğuna inanmaktır. [Buhari, Müslim, Nesai]Muhammed bin Abdülkerim Şihristani hazretleri buyuruyor ki Mutezile kafalılar, İnsan, ihtiyarî yani istekli hareketlerini kendi yaratır. Allahü teâlânın şerri yarattığını söylemek doğru olmaz, çünkü şer zulmünü yaratan, zâlim olur. Allah'a zâlim denmez diyor. Bunların bu sözleri yanlıştır. İş sahibi, işi yaratan değil, bu işi yapandır. İnsan mahlûk olduğu gibi, yaptığı hayrı, şerri de mahlûktur. Saffat sûresinin 96. âyetinde mealen, Sizi de, yaptığınız işleri de yaratan Allah’tır buyuruldu. Ehl-i sünnet âlimlerinden İmam-ı Beydavi hazretleri, bu âyetin tefsirinde, Yaptığınız şeyler, insanın fiiliyle, hareketiyle olduğu için, insanın işi olur, fakat hareket kuvvetini veren, iş için lazım olan şeyleri yaratan, Allahü teâlâdır demektedir. Milel ve NihalEbu İshak Efendi hazretleri buyuruyor kiAllahü teâlâ, iyilik yapana karşılığını verecektir. Kimsenin iyiliği karşılıksız kalmayacaktır. Küfürden başka kötülüklerin birçoğunu da affeder. Küfrü dilemesine gelince, Hak teâlâ âlimdir. İlerde olacak her şeyi bilir. Hâkimdir, her şeyin en iyisini yapar. Dilediği kulunu rahmetine kavuşturur ve hidayet ihsan eder. Hiçbir şeyi yapmaya mecbur değildir. Nitekim Kur’an-ı kerimde Fatır suresi, 8. âyet-i kerimesinde mealen, Dilediğini sapık yolda bırakır, dilediğini de hidayete kavuşturur buyuruldu. Yani, iyiliği ve kötülüğü, kulların irade etmesi, dilemesiyle yaratır. Kulun iradesi, yaratmaya sebeptir, vasıtadır. Müminler irade-i cüziyyeleriyle imanı ve itaati dileyince, Allahü teâlâ da diler ve yaratır. Kâfir küfrü, fâsık ise günahı işlemek isterse, O da, irade ederse, kulun dilemesiyle bir şey var olmaz. Hak teâlâ da dileyince var olur. Allahü teâlâ, şerleri, kötülükleri de diler ve yaratır, fakat bunları sevmez, razı olmaz. Hayırları, iyilikleri ise hem diler, hem de razı olur, beğenir ve yaratır. Allahü teâlâ dilemedikçe, bir sinek, kanadını kımıldatamaz. İnsanların yaptıkları bütün iyilikler ve kötülükler, hep Onun dilemesiyle oluyor. Kullar bir şey yapmak irade edince, O irade etmezse o iş olmaz. O da dilerse, olur. Var olmasını dilemediği şey, var olmaz. Var olur demek, hâşâ âcizlik, gücü yetmemek olur. Allahü teâlânın her şeye gücü yeter. Eshab-ı kiram kitabıBirkaç hadis-i şerif meali de şöyledirAllahü teâlâ, hayır murat ettiğinin maişetini kolaylıkla verir. Şer murat ettiğinin ise, maişetini zorlukla karşılaştırır. [Beyheki]Allahü teâlâ buyurdu ki Kadere, hayrın ve şerrin benim takdirimle olduğuna inanmayan, benden başka Rab arasın. [Şirazi]Allahü teâlâ buyurur “Ben âlemlerin rabbiyim, hayrı da, şerri de ancak ben tayin ederim. Hakkında şer yazdığıma yazıklar olsun, hakkında hayır yazdığıma ise ne mutlu! [İ. Neccar]Allahü teâlâ, kullarının iyilik mi kötülük mü işleyeceklerini, elbette bilir, bildiğini yazıyor. Yoksa yazdığı için kul öyle yapmak zorunda kalmıyor. Cebriye zorla Allah yaptırır der, Mutezile ise, kaderi inkâr eder.

her şeyin sahibi allah tır